31 Mayıs 2012 Perşembe

Hatırlamak için

Bunları unutmamak için yazıyorum.

Bugün hiç koşmadım.
Ankara'nın gereksiz alışveriş merkezinin karışısındaki sokaktan yürüyordum.
Müzik dinleyemiyorum bayadır.
Orda bir kadın vardı.
Teni biraz kavruktu.
"Çingene" dediler.
Paraya ihtiyacı varmış.
Akordiyon çalıyordu.
Eski bir taburenin üzerinde oturuyordu.
Uzaktan hoş bir melodi duyuyorum.
Sesin, insanların dönüp bakmaya tenezzül etmedikleri kavruk tenli kadının akordiyonundan çıktığına kendimi inandırmakta zorluk çekmedim.
Hoş melodi.
Kadın; ne kadar da mutluydun!
Birazcık para biriktirmiş önüne koyduğu küçük kapta.
Sonra sağ tarafındaki bebek arabasına döndü.
Minik bir yavru var içinde.
Aşkla baktı.
Kadın; ne kadar da tamamlanmışsın!
Cüzdan kullanabilen insanlardan olmadım hiç.
Paralarımı cebimde taşırım.
Cebimde ne varsa verdim.
Birgün, minik bir yavruya, o kavruk tenli kadının baktığı gibi bakabilmek için, nelerden vazgeçebileceğimi kestiremiyorum.

Bunları hatırlamak için yazıyorum.
Bugün hiç koşmadım.
Müzik dinledim.

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Ve Tanrı Özlem'i yarattı/Bizim güzel oyunlarımız: Saklambaç

-Oyun oynasak ya biraz!
+Tamam, saklambaç oynayalım.
-Sen say. Ben saklanırım.
+1..5...12...

Allah'a inanıyorum.
Cennete inanıyorum

13...21...29...

Gitmedin. Kimse gitmez.
Sen gidemezsin.
Bak oralarda bir yerledesin.
Kalp atışlarını duyuyorum uykuya dalmadan biraz önce.

30...35...39...

Çok ağladım ben Özlem.
Bir gecede; bin ton.
Hiç ağlamadığım kadar çok.
Ağladım ki; "Özlem de kimdi!?"
diye sorarlarsa birgün, gülümseyerek cevap verebileyim diye.
"Güzel bir kadındı o. Şimdiye kadar hiç görmediğim kadar!"

40...45...48...

Senin gibi bir kadın, savaşmayı bırakmaz.
Adım gibi eminim.
Dünya tarihinde ilk defa hayat kaybetti.
Hayat seni bıraktı Özlem.
Hayat kaybetti.

52...56...58...

Ben mutsuz değilim.
Kimse mutsuz değil.
Adına yakışma Özlem!
Seni özlemek istemiyorum.

63...68...71...

Allah'a inanıyorum.
Cennete inanıyorum.

73... 75...78...

Öğrendiğim gecenin günü, Ankara'nın o kalabalık sokağında yere yığılmıştım.
Kabullenmek çok zor, biliyorum.
İlk defa bu kadar yakınım ölüme.
İlk defa, kaybetmek ne demek iliklerime kadar hissediyorum.
Oralarda bir yerlerde olman, ve sana asla dokunamayacak olmam.

81..84...87...

Senin için hüzünlü şarkılar seçmedim.
Çocuklar dans etsin istiyorum senin için.
Kahkahaları gökyüzünü bulsun.
Ben yine seni gizli  gizli özlerim, onlar mutlu olsun.

91..95...100
Elma dersem çık, armut dersem çıkma!
Armut.
O dev, yeşil çınar ağacının arkasından kocaman gözlerle beni izlediğini hayal ediyorum.
Ben de geleceğim birgün.
Bu sefer saklambaç oynamayacağız.
Göğüs kafesinde kelebekler büyüteceğim.
Nefesinden kanatlar yapacağız.
Ellerinden gökyüzüne salacağız.
Kanat çırpışlarıyla da serinleyeceğiz.

Şimdi sadece, özleyebiliyorum.
Şimdi sadece düşünüyorum.
Şimdi sadece hayal kuruyorum.
Şimdi sadece sabretmek gerek.

Geleceğim elbet.


18 Mayıs 2012 Cuma

Kendi gökyüzüm

Bir şarkı duyuyordum, ben de çok dinlemiştim eskiden.
Tam kaybetmek üzereyken, tam o ince çizgi üzerinde, bilmem kaç kilometre uzakken yeryüzüne, gökyüzü de yeryüzüne nispeten millerce uzaktayken, ne yapacağını da bilmiyorsun hani; nefes almak bile ağır geliyorsa.
Kelimeler düşüyor dudaklarımdan.
Yerlere dökülüyor, sana ulaşmıyor.
Duymuyorsun.
Kelimeler.
Cümle bile etmiyorlar yanyana geldikçe.
Duymuyorsun.
Bense bir şarkı duyuyordum.
Nefesimi tutuyorum.
Kasım ayındayız.
Tam on adım sonra kendimi bu mekanın dışarısında bulacağım.
Bugün son günümüz.
Bugünden sonra seni hep özleyeceğim.
Bu andan sonra hiç bu kadar anlamsız bir cümle kurmayacağım.
Eve gidince parfüm şişeni kıracağım.
Dördüncü katta oturuyorum, yere çarpınca kırılacak/dağılacak.
Eve gidince, resimlerini de yakarım.
Eve gidince; hiç ağlamayacağım.
Eve gidince, hiç uyumayacağım.
Belki o şarkıyı dinlerim biraz.
"Kendini kesme!"
Kendime asla dokunmayacağım.
Eve gitmiyorum bu gece.
On adım sonra kendimi bu mekanın dışında bulacağım.
Kasım ayındayız.
Ben gittikten sonra montunu giy çıkarken.
Arkamdan gelmeyeceksin, biliyorum.
Zaten gitmemi istiyorsun.
Zaten yüzüme çarpacak sebepler arıyorsun; "Madem seviyordun, neden gittin?"
Ben gittikten sonra yere düşen çakmağını da almayı unutma.
Çok içiyorsun.
Ben gittikten sonra, sakın içme o kadar.
On adım sonra kendimi bu mekanın dışında bulacağım.
Kasım ayındayız.
Bugün son günümüz.
On adım sonra, hava çok lacivert.
Gökyüzü soğumuş.
Tam kaybetmek üzereyken işte.
Tam da o ince çizginin üzerinde.
Yeryüzüne kilometrelerce uzaktasın.
Tuttuğum nefesimi de koyverdim.
Hayır, yığılmadım yere.
Dizlerimde çözülmedi.
Koştum.
Nereye gidiyorsun!
Ne önemi var?
Tam da bu andan sonra asla bu kadar büyük kaybetmeyeceğim.
Tam bu andan sonra, asla kaybetmeyeceğim.
Koşuyorum.
Miller koşacağım, şarkı söyleyeceğim.
Uyumayacağım.
Nereye gidiyorsun!
Gökyüzüne.
Kendi gökyüzüm olacağım.

Bir şarkı.
Çok fazla sigara.
Sigara içmem ki.
Cam şişenin içindeki kokun.
Yanyana gelince cümle etmeyen kelimeler.

Dudaklarımdan kelimeler dökülüyor.
Yere düşüp düşüp saçıldılar.
Dinlemedin.
Bir nefes sonra kaybolacağım.

Sonra Tanrı beni de kutsadı.
Ve ben;
Seni de affettim.