27 Temmuz 2012 Cuma

Böyledir

bazı yalnız şarkılar


Çünkü yalnızlar böyledir.

Onlar, insanlardan vazgeçeli yıllar olmuştur.
Çok acıtmışlardır canlarını, çok acımıştır ya canları.

O yüzden, o her adımını ezbere bildikleri, çınar ağaçlarıyla gölgelenen, yağmur yağdığında "en güzel" kokan uzunca sokağı, belki milyonlarca kere arşınlamışlardır, tek başlarına.
Orada insanlar birbirlerinin gözlerinin içine bakarken, onlar ayakkabılarının burunlarının katettiği mesafeleri hesaplamaya çalışmışlardır.
Orada insanlar, güzelim yağmurda üşümemek için çareler araken, onlar ellerini ceplerine sokmakla yetinebilmişlerdir.
Orada insanlar, güzelim yağmurdan ıslanmamak için kaçarken, onlar saçları arasından sızan yağmur damlalarının güzelliğini keşfetmiştir.


Çünkü yalnızlar böyledir.

Onlar, söylenilen cümlelerle avunmaktan vazgeçeli yıllar olmuştur.
Çok yalan söylenmiştir ya, çok yalan işitmişlerdir.

O yüzden, o en meşhur yalanlar, çirkin dudaklardan havaya saçılırken, onlar kulaklıklarından ta göğüs kafeslerine  dolan rtimlerle tatmin olmayı öğrenmişlerdir.
Orada insanlar, tanımadıkları yaşanmışlıklara kulak misafiri olurken, onlar satırların arkasında, şarkıların anlattığı masallarla en derin uykulara dalmışlardır hep.
Orada insanlar, birbirlerinin aptal sözlerine kulak asarken, onlar sessizlik için susmuşlardır.


Çünkü yalnızlar böyledir.


Onlar, böyle yaratılmışlardır.
Hepsi birbirinden ayrı, hepsi birbirinden eşsiz.
Birbirlerini bulsalar bile, tanıyamazlar.
Belki biraz gülümserler.
Ama hiç konuşmazlar.

Çünkü yalnızlar böyledir.


Birbirlerini bulmamak için yaratılmışlardır.
Onlar, çok derin uyurlar.
Derin.
Sessiz ve güzel.

Çünkü yalnızlar böyledir.

Onlar, hiç ağlamazlar.


(Parça Hakan'ın playlistinden.
Hakan da, burda.)

24 Temmuz 2012 Salı

Burada kimse yok, burada sadece ben varım.

"Ama sen üzülüyorsun, burada bir sorun var."


Ben her şeyi kendi başıma yapmıştım, çünkü.
Çünkü, bu siktiğimin 19 yılında, hiçbir şey kendiğinden gelişmemişti.
Hiç süprizlerle karşılaşmamıştım.
Her şey, her zamanki gibi, beklediğim gibi olmuştu.
Kötü de olmuştu.

"Ben de artık mutlu değilim bayım, artık ben de kaybettim."

Ben mutlu değilsem, kimse mutlu olamaz.
Ben kaybedersem, bir keresinde, çok büyük, bir daha asla kaybedemem.
Ben kaybedersem, sadece tek bir kere için, gerçekten çok büyük, bir daha hiç kimse kazanamaz.

"Bu sefer nereye koşuyorsun?"

Birgün kaçabilmenin ihtimaliyle, cebinde biriktirdiğin bütün şehirleri tükettiysen,
O siktiğimin hiçbir yolu o "yuva kokan ev"e ulaşmıyorsa,
İçine çektiğin her oksijen parçacığı canını sadece biraz daha yakmaktan başka bir halta yaramıyorsa, 
Yaptığın eylemin adı "kaçmak" değil, "koşmak" oluyor.
Ciğerlerin patlayana kadar.
Ciğerlerini patlatmak ister gibi.

Burada sen yoksun.
Burada korktuğum duygularım yok.
Burada hiçlik yok.
Burada algı yok.
Burada kimse yok, burada sadece ben varım.

Burada gece yok.
Burada güneş yok.
Burada koşmam gereken duygularım yok.
Burada yalnızlık yok.
Burada insanlar yok.
Burada sadece ben varım.

23/07/2012

14 Temmuz 2012 Cumartesi

Olmuştuk

-Biz böyle değildik.
-Ben hiç kimseyle 'biz' olmadım.

'Biz olmak.'
Ben ve sen, o uzun koridorlu evinin kapısını açtığında suratıma çarpan güven kokusuyla biz olmuştuk.
Sen ve ben, o gündüz gibi parlayan ışıkların altında, nefesini suratımda hissettiğim için, bütün sokak lambalarını söndürecek kadar parladığında, biz olmuştuk.
Belin ağrıdığı için, eğilip çözülen ayakkabı bağcığını bağladığım zaman, biz olmuştuk.
En yakın arkadaşlarıma 'tehdit' gözüyle baktığın için, biz olmuştuk.
Aynı insanlardan nefret edebilmenin tesadüfüyle, biz olmuştuk.
Müzik dinlemeden otobüse binemediğimizden de, biz olmuştuk.
Gözyaşlarım dizlerine döküldüğü için, biz olmuştuk.
"Sesini duymadan uyuyamıyorum." diye ağladığımda, biz olmuştuk.
Yumruklarım kapıları kırıp, duvarlarda morarıp, havayı dövdüğünde;
Dizlerim yerlere çöküp, gözlerime dayanıp, bağlarını çözdüğünde;
Kollarım kapılara dayanıp, destekler arayıp, sarmalamayı özlediğinde;
"Merhaba sevgilim. Sen ve ben, ikimiz, bu ayrı ayrı zamanların hepsinde, özenle, bıkmadan usanmadan 'biz' olmuştuk."
Ama sen bunların hiçbirini bilmiyorsun.

Sen sadece, her notasını ezbere bildiğin şarkılarda dans edebiliyorsun.
Denize girdiğinde ayaklarını göremediğin zaman yüzemiyorsun.
Gırtlak kanseri olmaktan korktuğun için, o aynı sevmediğin sigarayı günde bir buçuk paket içiyorsun, akciğer kanserinden ölmeyeceğine inanıyorsun.
Başka insanlarda öldürüyorsun kendini de, haberin yok.
Kazandığında, herhangi bir zaman, herhangi bir oyunda, iğrenç gülüyorsun.
İçip içip beni arıyorsun.
Güneşin doğuşunu hiç göremiyorsun, gündüzleri uyuyorsun.
Birini tamamlayabilmenin cesaretinden deli gibi korkuyorsun.
Çok yavaş koşuyorsun.
Bi' de beni hiç sevmiyorsun.

Beni özleme.

10 Temmuz 2012 Salı

Benim Oksijenim

19 yaşındayım.
Ve sanırım hayatımın şu gününe kadar babama o kadar sıkı sarıldığımı hatırlamıyorum.
Aslında; babama gerçekten sarıldığımı, gerçekten hiç hatırlamıyorum.

Dünyanın en korkunç rüyasını gördüm geçen gece.
Nasıl olduğu önemli değil, babam öleceğini söylüyordu işte.
"Ben de," diyordu, "gideceğim elbet kısa bir zaman sonra."
Göğsüm sıkıştı, boğazıma devasa gemici düğümleri dizildi, hiçbir şey söyleyemedim.

Nasıl uyandığımı, yataktan nasıl fırladığımı hatırlamıyorum bile.
Sadece babamın odasına doğru koştuğumu biliyorum.
O kadar sıkı sarıldım ki.
Sanki bu, ilk ve son şansım olacakmış gibi.

O ana kadar, babamı hakkettiği kadar sevmediğimi düşündüm.
O ana kadar, babamı hiç sevmediğimi düşündüm.
O ana kadar babamı neden sevmemiştim?
O ana kadar, kaybetme korkusuyla hiç bu kadar burun buruna gelmemiştim.
O ana kadar, babamı birgün kaybedebileceğim hiç aklıma gelmemişti.

Bazı insanlar vardır; oksijen gibidir.
Göremezsin, işitemezsin, hissedemezsin bile.
Varlığını ancak yokluğunda anlarsın.

Babam benim oksijenimmiş. Bilememişim.
Tam 19 yıldır sayesinde nefes aldığımı farkedememişim.
Çok üzgünüm!

Oksijenlerinizi kaybetmeyin.

7 Temmuz 2012 Cumartesi

senin yuvan benim yuvam

Mavi otobüsler.
Büyük yağmurlar.
Beyaz evler.
Geniş mutfaklar ve eşya yığılmış salonlar.
Sonra uzun koridorlar.
Gökyüzünden dev yataklar.

Beyaz ve dev bir kapı.
Zil.
Ardı senin sığınağın, biliyorum.
Burası senin uzun koridorlu evinin kapısı.
Bekliyorum.

Kapıyı açtığın an suratıma çarpan kokunun adı: "Yuva"
Nefes alırken ciğerlerime dolan hissin adı: "Güven"

Buradaki duvarlar üzerine de gelmiyor insanın.
Bu "dört duvar" arasında o kadar güvendesin ki.
Ben bile bu kadar iyi saklayamam seni.

Sonra içimden geliyor, kendi kendime tekrar ediyorum:
"Eğer evlat, o kapıdan içeri adım atarsan, her şey arkada kalır.
İnsanları görmezsin ve duyamazsın.
Bu adam, o kapıyı 'bizim için' kapatırsa, ona bir uzay yaratacağım."
Ellerimde yıldızlar, omuzlarımda iki dev gezegen, uzun koridoru yürüyorum.

Şimdi dudakları hiç kıpırdamıyor.
Nefesinden güneşler yarattım, beğendin mi?
Parmak uçların konuşsun.
Ardı arkası gelmeyen sesleri duymayacağız bugün.

Boynuna dokunuyorum.
Burada "cinsellik" yok.
Yoğun duygular var; derin soluklarla can bulan.

Ben çocuk değilim.
Sadece büyümemeye çalışıyorum.
"Acı çekmeden yaşayamazsın küçük hanım, malesef büyüyorsun."
Babannemin 'tok' sesi.

Boynuna dokunuyorum.
Büyüyorum.
Yerlere saçılıyor saklamaya çabaladıklarım.
Büyüyorum.
Uzayları inleten kahkahalar atıyorum.
Büyüyorum.
Yere en yakın kaburga kemiğimden itibaren erimeye başlıyorum.
Göğüs kafesim yok oluyor; daha hızlı büyüyorum.
Sana bakıyorum.
Büyüyorum.
Aynaya bakıyorum, kahrolası!
Seninleyken çocukluğumdan vazgeçiyorum; büyüyorum!

Eğer sana o kadar dokunmasaydım, o evden bir "büyümüş" çıkmazdı.
Eğer sana o kadar dokunmasaydım, o evden bir çocuk çıkardı.

Burada 'cinsellik' yok.
Yoğun duygular var; derin soluklarla can bulan.

Tam orada her şeye veda edebilmem gerekiyordu.
Beceremedim.
Vedalar bana göre değil.
Ben sadece koşabiliyorum.