10 Ağustos 2012 Cuma

Bir Hikaye Anlatıyorum: -3-

Elim kapıyı itekler gibi oldu.
"Hayır korkmuyorum."

Kapıyı açtıktan sonra aldığım ilk nefeste, ciğerlerime oksijen değil toz doldu sanırım.
Çok uzun süredir kullanmıyordum burayı işte, ne kadar süredir? Suratına "Git!" diye kapıları çarptığımdan beri.
Sonra, yavaş yavaş tozlar yüzünden girdiğim öksürük krizinden çıktım.
Şimdi daha rahat nefes alıyorum.
Tanrım!
İşte burası evimizin banyolu tek odasıydı.
İşte bu bizim yatağımızdı.
Bizim dolaplarımız.
Bizim avizemiz, duvarlarımız.

Şimdi, ağaçlardan güneşin yere düşmediği bu sokağa ilk girişimizi hatırlıyorum.
Artık birlikte uyanmanın vakti gelmişti, artık kabuslarımdan kanter içinde uyandığımda gördüğüm ilk yüzün seninki olması vakti gelmişti, artık göğsümde uyuya kalmanın vakti gelmişti.
Ev arıyorduk ya.
O an sen, kira fiyatlarının ne kadar yüksek olabileceğinden bahsediyordun, bense çocuklarımızın bu sokakta ne güzel saklanbaç oynayabileceğini hayal ediyordum.
Ben hep böyleydim işte, önüme bakmazdım da, gökyüzündeki bulutları sayardım, düşerdim.
Gözlerimi hep bilmem kaç adım sonrasına dikmiştim, gerçekçi değildim, uçarıydım işte, hayallerimi kurup gerçekleri kaçırıyordum.

Bu güzel binanın, en üst katının, hiçbir yeri görmeyen manzaralı evinin, banyolu tek odasından içeri girince anlatmaya başlamıştın;
"Yatağımızı buraya koyarız, şuraya yeni aldığımız dolabı koyarız. Camın önüne o beğendiğin kırmızı puflardan sipariş ettirdim, birkaç güne gelir, onları yerleştiririz."
"Tamam da, bu oda çok küçük değil mi?"
"Ne kadar küçük, o kadar yakın."
Sonra hemen evi tuttuk.

Bir iki hafta içinde düzenimiz oturmuştu.
Bazen ineceğim durağı kaçırıyordum, o kadar.
Onun dışında her şey, neredeyse mükemmeldi.
Alt kattaki teyze mavi gözlüydü, üst komşumuzun minik kızı Aslı'nın saçları sarı ve kıvırcıktı, ayrıca kucağında uyumaya bayılıyordu, yan komşu Mehmet amcanın yanakları kırmızydı.İlk gecemizde bize yemek getirmişti.
Bazen Aslı'yı bize kaçırıyorduk, o, içten minik kahkahalarını atarken, sen "Yapsak mı bundan bir tane?" diye durmadan beni rahatsız ediyordun.

Şimdi, hepsinden ve her şeyden çok uzağım.
Hiçbirinin yüzünü görmek dahi istemiyorum.

Dev bir çöp poşeti aldım içeriden, sonra banyomuza daldım.
Kalan bütün parfüm şişelerimizi, yaklaşıp bir deste diş fırçamızı, temizlik mazemelerini, şampuanları hatta havluları attım içine.
Odadaki camları açtım.
Burası sen kokuyor, ve benim göğüs kafesim ağrıyor.
Bu odanın derhal havalanması lazım.

Odadan çıktım.
"Gayet iyi gidiyorsun!" diye bol bol cesaret sözleri tekrarladım kendime.
Gayet iyi gidiyorum.
Bugün bu odayla birlikte, anılarımızdan, ortak yaşam alanımızdan, kokundan, senden son kalanlardan ve senden kurtuldum.

Bunların hepsinin çöpe gitmesi lazım.
Dışarı çıktığımda atarım.

Sanırım artık sana veda ediyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder