30 Eylül 2012 Pazar

Gökdelen

Kendime gökdelenler inşa ettim, bilmezler.
Özleyebilmenin, göğüs kafesini parçalamasına izin vermeyenler bilmez.
"Ben sadece izlerim, o gitsin/gezsin/yazsın/yürüsün." cümlesini kurabildikten sonra rahat nefes alanlar bilir.

Kendime gökdelenler inşa ettim, aslında sadece ben bilirim.
Tepelerine çıkıp, özlediklerimi izledim.
"Seni özledim" diye ağladım; sonra burnumu çektim.

Kendime gökdelenler inşa ettim, sadece bulutları sayabilenler görebilir beni.
Başını asfalttan kaldırmayanlara dualar ettim.
Ayaklarının altına yıldızlar yağdırdım uzaylardan.

Kendime gökdelenler inşa ettim.
Sadece sen bilirsin.
Kuşlara dokunmuştuk.
Rüzgar dudaklarımızı kurutmuştu.

Sorsan, aşık da değilim sana.
Sorsalar, en çok seni korurum/kollarım.
Benden de büyüktün, beni de büyütebilirdin halbuki.
Benden çok güzel sevgili olmazdı.
Benden çok yakın arkadaş olmazdı.
Benden öğrenmeye aç kız çocuğu olurdu.
Ağzından çıkan kelimeleri ezberlerdim.

Kendime gökdelenler inşa ettim.
Rüzgara göğüs gerdim.
Gözyaşlarımı kuruttum.
Saçlarımı kestim.
Hiç yalan söylemedim.
Şarkılar söyledim.
Masallar anlattım.
Seni çok izledim.
Seni çok özledim.

19 Eylül 2012 Çarşamba

benim küçük bedenim/başetmeye kalktığım koca kız

Sonbaharın nihayet geldiğini, sıcak bir günün akşamı pencerelerimi kırmak istercesine gürleyen gök gürültüsüyle anlıyorum.
Sonbahar geldi ve ben küçük bedenimi özledim.

Gök gürültüsünü gece duyunca, soluğu anne-babasının yatağının ortasında alan bir çocuk olmadım hiç.
Sonbahar sabahları, yağmur habercisi kırlangıçların şarkılarını duyunca gökyüzüne daha yakın olabilmek için apartmanımızın yangın merdiveninin en tepesine tırmanan bir çocuk oldum hep.
Bahçemizin yağmur suyuyla çamurlaşmış toprağıyla "parmağımı en dibe batırmaca" oynayıp, tırnaklarımın arasını toprakla dolduran bir çocuk oldum.
Girintili çıkıntılı asfalt sokağımızın yağmur suyuyla dolmuş çukurlarına tekmeler savurup, dizlerine kadar ıslanan bir çocuk oldum.
Yağmurun tadını merak ettiğimden, saatlerce yüzü gökyüzüne dönük ağzı açık bekleyen bir çocuk oldum.
Ve en sonunda, annesinin ismini söyleyen yüksek sesi bütün sokağı kapladığında, kulaklarına kadar suyla dolmuş bir şekilde umutsuzca eve dönen toprak kokulu bir çocuk oldum.

Artık, yere düşen ilk damlayla kendini sokağa atan çocuk değilim.
Şimdi koca bir kızla başetmeye çalışıyorum;
yağmur yağdığında,
kendini sokaklara atan değil, balkonuna attığı bir taburenin üzerinde oturup ıslanmakla yetinen bir kızla,
oyunlar oynamaktan vazgeçeli yıllar olmuş bir kızla,
her şeyin tadından bıkmış bir kızla.
Şimdi, koca bir kızla başetmeye çalışıyorum.
Yağmur yağdığında gözlerini gökyüzüne dikip, çocukluğuna şarkılar söyleyen bir kızla.

Üstesinden gelemiyorum.

17 Eylül 2012 Pazartesi

Mesafeler ve Ardındakiler

Birçoklarının "kendini kandırmak" dediği, kilometrelerce ötedekileri izliyorum şimdi.
Aranda şehirler vardır ama.
Buradaki hisler daha gerçektir, çünkü parmak uçlarınla dokunamazsın.
Kelimelerle oynamak zorundasın, beyinlerin içine girmen gerek etkilemen için;
dekolteler işlemez, güneş gözlüklerinin güzelliği sökmez, giyim tarzın yemez.
İlla çok süslü konuşacaksın.
Gördüğün zaman kalbinin göğüs kafesini yırtmasından vazgeçeceksin bir kere.
Belki asla göremeyeceğin insanları seveceksin.
Duymakla yetineceksin.
Ses tonlarını ezberleyeceksin.
Hikayeler dinleyeceksin.
Masallar anlatacaksın.
Olmak istediğin gibi olacaksın.
Mesafelerle savaşacaksın.

Ya da hiçbirini yapmayacaksın.
Zaten gidemeyen bir insansan, bekle geçsin.
Zaten çok uzaktaydı.
Zaten dokunamayacaktın.
"Şuan seninle sevişmeyi en çok hak eden insan benim."
Zaten o kadar mesafeyi sen bile aşamazdın;
dünyanı sırtçantana sığdırmaya çalışıp, öylece çekip gidemezdin.
Burada bir düzenin vardı.
Tamam düzen kurulurdu.
Ama arkanda bırakmaman gereken insanlar vardır.
Onları bir kere kaybedersen, asla geri kazanamazdın.
Sen gidemezdin.
En iyisini yaptın; tükenip bitmesini bekleyerek.
"Seni görmeden öleceğim."
"Emin misin?"
"Beni görmeden öleceksin."

9 Eylül 2012 Pazar

"İsmini çok uzatmamışlar, tenine altın karıştırmışlar."

Buraya romantik bir şarkı koyabilmek için nelerimi vermezdim.

"Bu şarkılar için, çok teşekkür ederim."
"Veda gibi oldu bu."

Bir kere, hayatıma veda etmek istemeyeceğim bir adam girdi.
Ve her şey altüst oldu.
Veda etmeyi bilmediğimden bahsetmek istemiyorum.

Oysaki, sadece müzik dinliyorduk.
Ki, bir sabah uyanıp bir uçak bileti alırsan, yaklaşık bir saatte varabileceğim bir şehirde yaşıyordu.
Olsun, hisler miller aşabilir.
Ben çok güçlü hissederim.

Siktiğim hayatım, böyle işte.
Görmek dahi istemediğim insanlarla, aynı dört duvarlarda solurken,
Arkasından, "Bu adam göğsümde uyusun, lütfen" diye dualar ettiğim insanların, bana miras bıraktıkları uzaklıklarla uğraşıyorum.

Ben Anadolu'nun ortasında, bu kuru şehirde, karanlıktan korkuyorum; sen arka sokakları deniz kokan şehirde uyumak istiyorsun.
Yarın erken kalkman ve derse yetişmen gerektiğini sanıyorsan, ben söyleyeyim, artık gerekmiyor.
Ben sana her şeyi öğreteceğim.
İlk önce güvenden başlayacağız, sonra birgün veda edebilmek gerekirse nasıl dik durulması gerektiğinden.
Matematik yapmasan da olur, vallahi.
Sen ilk önce çok fazla içmeden de cesaretini toplayabilmeyi öğren.

Aşık olma hakkımı kaybettim, özür dilerim.
Bir hak daha verilseydi, o sen ol, isteyebilirdim.
Emin değilim.
Kendime aşık olmak gibi olurdu, olabilirdi, oladabilirdi.

(şuan eve dönmen için yalvarıyorum.
sanki ben açacağım kapını.
hala uzaktayız, asla yaklaşamayacağız.
biliyorum.)

İsmini çok uzatmamışlar, tenine altın karıştırmışlar.
Sevilmeye aç bırakmışlar.
Farklı şarkılarda kendini bulmaya muhtaç etmişler.
Bazen terketmişler, ama canını kesin çok yakmışlar.
Belki öpmüşler, kesin öpmüşler, ama onu hiç gerçekten istememişler.
Arkalarına bakmamışlar.
Ve çekip gitmişler.

Şimdi aynı anda birçok şeyle uğraşıyorum.
Şuan, çok yorgunum.
Hayal kurarsam geçeceğini iddia ediyorsun.
Ben, arkamı dönmüyorum.
Yüzümüze bulut yağsın mı?
Rüyanda da görürsün.
Zaten, ancak rüyanda görürsün.

"Sen bu yazıyı okuyorken, ben çok uzaklarda olacağım" klişesinin canını okuyalım.
Eğer bu yazıyı okuyorsan, ben birkaç dakika önce ölmüşüm demektir.
Zaten bugün olmazsa, yarın ölecektim.
Endişelenme.
Herkes, birgün, öyle derin uyuyacaktı işte.

09/09/2012 00:45

5 Eylül 2012 Çarşamba

"Ondan sonra ağlatabilen ilk insan" -2-

Sana şarkılar söyledim.

Merhaba.
Saat gecenin 02.22'si ve ben sana bunları kara yoluyla altı saat uzaklıktan yazıyorum.

Bu gece sana, neleri nasıl değiştirdiğini anlatacağım.
Bu gece, aramızda aşka dair hiçbir şey olmasa bile, birgün yeniden seveceksem bunun sen olmasını istediğim için senden nasıl da vazgeçemediğimi anlatacağım.
Güven kelimesinin içini birlikte nasıl doldurduğumuzu anlatacağım.
Kilometrelerce öteden bana nasıl sahip çıktığını anlatacağım.
Seni sinirden delirtecek kadar aptal ve önemli olduğumu anlatacağım.
Yaşadığın her duygu patlamasında ellerin titreyerek telefona sarıldığını ve aradığın ilk kişinin ben olduğumu anlatacağım.
Gitmeni istediğimde gururuna yenik düşemediğini anlatacağım.
Adımlarını saydığımı da anlatacağım, kaç adım saydığımı da, sonra sayamayacak kadar uzaklaştığını da.
Aradan hatırlamayacak kadar uzun süre geçtiğinde bile, bulutlara baktığında beni hatırladığını, koşarak geldiğini anlatacağım.
Birgece "en ihtiyaç duyulan" gecelerimden birini yaşarken, ki sadece birkaç semt ötendeyken, beni yanıbaşından nasıl kovaladığını anlatacağım.
Gidemediğimi, sadece arkamı dönebildiğimi anlatacağım.

Bu gece, sonra bir daha o kadar güçlü hissetmediğimi anlatacağım.
Bu gece, ne kadar uzakta olursan ol, hala sana sığındığımı anlatacağım.

Bu gece, her şeye rağmen önce kendimi, sonra seni affettiğimi anlatacağım.
Sen, O'ndan sonra ağlatabilen ilk insansın zira, affedilmeyi en çok sen hakediyorsun.

Bunları anlayacak kadar büyüyebilmiş olmanı isterdim.
Seni kendim kadar büyütebilmek isterdim.

Şimdi sadece susuyoruz.