18 Aralık 2012 Salı

Kafatasım ve İçindekiler: -2-

Gözyaşım telefonun ekranına damlamıştı.
Büyüteç görevi görüyordu ve ben yüzünün fotoğrafını yansıtan ışıkların altındaki teknolojiyi görebiliyordum.
"Böyle gidemez" dediğimizden beri teknoloji hayatımın içine tahmin ettiğimden daha fazla dahil olmuştu.
Dokunacak bir şeyim yoktu artık senden kalan ve ben sanal verilerle uyuyordum; onları dinliyordum, onları izliyordum.

Her şeyi bir kenara koymuştum ve kendi kendimle bir şekilde başetmeye çalışıyordum.
Her şeyi bir kenara koymuştum ve hissettiklerime güveniyordum.
Her şeyi bir kenara koymuştum ve ne istiyorsam onu yaşamaya çabalıyordum.

Çünkü birgün hepsinin biteceğinden emindim, elimde olsa bitmesin isterdim.
Ama bir sabah uyanacaktım ve hiçbir şey hissetmeyecektim, fotoğraflarına heyecanlanmayacaktım, mesajlarını okumak istemeyecektim, aramayacaktım, anlatmak istemeyecektim, merak etmeyecektim.

Öyle de oldu.
"Keşke seni daha fazla yaşasaydım."

3 Aralık 2012 Pazartesi

Kafatasım ve İçindekiler

Çok uzun süredir yazmayışımın, içimde cümleler değil boşluklar biriktirdiğini farkettiğim anlardan birini yaşıyorum.
Kafamda beliren cümlelerin hikayeleştiği zamanları arkamda bırakıp, kafamda yanıp sönen kelimelerin ışıklarının dev karanlıklarda kaybolduğunu görüyorum.

Artık acı çekmiyorum.
Sadece neler olup bittiğini anlamaya çalışıyorum;
"Sorun yok, her şey oldukça iyi. Peki nerede eksiklik?"

Hiçbir şey hissedememenin kötü hissettmekten daha iyi olduğu kanısından biraz önce vageçtim.
Hissedememek, çok uzak bir yükseklikten kendini aşağı bırakmak gibi.
Çok uzun bir süre yere düşüyorsun, canın yanmıyor belki, biraz da özgür olduğunu sanıyorsun.
Ama bir an gelecek ve yere çakılacaksın, kemiklerin birbirine geçecek, nefesin kesilecek ve yine başa döneceksin; biliyorsun.

Şimdi, sadece kendimi oyalıyorum.
Şimdi, sakinleşmeye çalışıyorum.
Şimdi; en baştan yaratılmak için bekliyorum.
Yere çakılacağım elbet, biliyorum.