18 Ağustos 2013 Pazar

en.veda

Ne zaman göğe baksam hep karanlık, ya yağmurdan ya geceden.
dikimevi-kurtuluş, yürüyerek yirmi dakika
Bilmiyorum, hava çok güzel olduğunda göğe bakma gereği duymuyorum sanırım.
kurtuluş metrosu dumlupınar çıkışı, hacettepe, sıhhiye kampüsü
Ne zaman göğe baksam, orada bir hesaplaşma var, göğsümden göğe yansıyan elbet.
dik yokuş, sonra onkoloji hastanesi
Hesaplaşmadan veda edemezsin çünkü, bu yüzden asla veda etmezdim ben.
ikinci sağ, yokuş aşağı, kütüphane/sağlık enstitüsü
Vedalaşmak için ne yapmam gerektiğini bilmediğim için buraya geldim.
merdivenlerin önünden sol, ikinci bank
Mekanlara anlamlar yüklemezdim de.
yarım saat
Çünkü eğer yüklersem, baktığım her yerden nefret edeceğimi sanırım.
yarım saat daha
Burası benim kentim çünkü, buradan başka gidecek yerim yok.
sol, kütüphane merdivenleri önünden direkt karşısı, otopark
Mekanlara anlam yükleyip onlardan nefret edersem... İnsan yuvasından nefret edemez.
sağ, otoparkın sonundaki çıkıntı
Buraya neden geldiğimi bilmiyorum. Ama hissettiğim şey huzursuzluk.
yirmi üç dakika
Bir şeylerin değişmiş olmasının huzursuzluğu.
yirmi sekiz dakika daha
Bilmem kaç yıllık "Ben duyuglarımla hareket ederim!"ciliği artık kenara bırakmış olmanın huzursuzluğu.
tahmin edemediğim bir süre daha
Bu derin sessizlik ve duygusuzlukla gelen huzursuzluk... Böyle olması gerekmiyordu.
...
Ama böyle oldu. İçimde seken ilkokul çocuğu sevinciyle geldiğim yere cesedimi sürükledim, aylar sonra.
...
Ayağımı beton zemin üzerinde birikmiş topraklar üzerinde sürüklüyorum. Daha önceden bunu yaparken ne düşünüyordum, hatırlamıyordum.
...
Buraya neden geldim ve şuan neden huzursuzluktan başka bir şey hissetmiyorum, bilmiyorum.
telefon, numara dört yıldır tanıdık, arayanın isminin başında "en yakın" sıfatı var içimden söylediğim.

"Böyle oldu. Ama böyle oldu. 
Ve senin böyle ağlamaya hakkın yok. Çünkü ben hiç böyle ağlamadım, sen varsın diye.
Sen mekanlara anlam yüklemezsin. Yüklememeye devam edeceksin.
Sana eve git demiyorum, ama orayı terk et."

Ne zaman göğe baksam hep karanlık, ya yağmurdan ya geceden.
Bilmiyorum, hava çok güzel olduğunda göğe bakma gereği duymuyorum sanırım.
O gün göğe bakma gereği duyduğumda, bir şeyler üzerime ağlıyordu.
Çok ıslandım.
Çok ıslandım.
Umursamadım.


-şarkı-

13 Ağustos 2013 Salı

Detay


Her şeyin başladığı yerde durup her şeyi nasıl elime yüzüme bulaştırdığıma baktım.
Ellerimde ve yüzümde, kollarımda ve bacaklarımda, sırtımda ve ayaklarımda hala izleri vardı;
benim geri dönüp baktığımda "güzeldi ama hataydı" dediğim ve herkesin "üzülme" diyebileceği o anlam veremediğim şeyin.

Kimseye bir şey anlatmadım, yine. Hayatta hiçbir şey benim için süpriz olmadı. Her zaman en başından beri tahmin ettiğim ve sonra da kurguladığım şeyi yaşadım, oynadım. Kimseye bir şey anlatmadım, yine. Bildiğim şeyleri söyleyeceklerdi çünkü, biliyordum. "Üzülme, bu kadar büyütme kafanda."

Halbuki ben hiç kimsenin umursamadığı küçük detaylarda yakalamıştım mutsuzluğu. Her insanın bir mutsuzluk kapasitesi var ki, hepsini detaylarda tükettim; herkes ana hatlarda tükendiğinde birinin ayakta kalması gerekir. Ve ben, tek başıma tükenip, herkes tükendiğinde tek başıma ayakta durabilmek için yaratılmışım.
Her şekilde yalnızım.

Ve ben, mutsuzluklarımla savaşmadığımda farklı olmuştum.
Ve ben, "mutsuzlukta yaşam bulan" olduğumda kaybetmemiştim.
Ve.
Ben.

Ben ve beni ben yaptığına inandığım her şey, ben ve mutsuzluklar ve o detaylar ve ben, ve benim olan her şey, yürüyerek geldim buraya; her şeyin başladığını sandığım yere. 
Geri dönmeyeceğim.

"Aslında doğru müziği bulduğumda sana her şeyi yaptırabilirim."
"Doğru müzikle bana her şeyi yaptırabilirsin."

Doğru müzik diye bir şey yoktur.