13 Kasım 2013 Çarşamba

kaç

-kulaklık-

Biz bu noktaya gelecek insanlar mıydık?

Bu canımı bu kadar derinden acıtan şeyin adı özlem ilk defa.
Bu beni her seferinde daha gürültülü kahkahalar atmaya zorlayan,
bu her seferinde sıçrayarak uyandıran uykulardan, hani düşüyoruz birlikte, sen çakılıyorsun yere,
bu her seferinde tırnaklarım avuçlarıma geçiyor gibi,
bu, kol ve bacaklarımı güçsüz, beni iştahsız bırakan, her şeyi keyifsiz hale getiren şeyin adı özlem.
İlk defa, özlüyorum ve acı çekiyorum.

"Çok mu özledin, git sarıl, ne olabilir en fazla? Neyden korkuyorsun?" benzeri cümlelerle kızar gibi yapıp aslında cesaretlendirdiğim insanların hissettiklerinden ve bana yakındıklarından daha derin bu.

"I missed the way you wanted me." 

Katlanamamak ne zor, katlanamamak ne zor.
Katlanamadığım şeyler var.
Hayatında benden sonraki insanlar mesela, kendini onlara yakıştırman.
Sen ki, her aynaya baktığında güçlü bir adam, aptal ama güçlü,
sen ki, her attığın adımda, cesur bir adam, cesur ama bilgisiz,
sen ki, her sana bakanın gözlerinde, mutlu bir adam, mutlu ama buruk,
ve sen ki, böyle 'sen ki'leri yazdıkça yazdırtan.
Nasıl oldu? Nasıl oldu ve bu kadar düştün?

Üzülüyorum.

"I wish, you were the one that got away."

Biz seninle, yollar yürürüz.
Şurada bilmediğimiz sokak kalmasın isteriz, kaybolarak öğreniriz biliriz.
Biz seninle güzel kokan kitapçıların raflarından rastgele çekilmiş bir kitabın bilmem kaçıncı sayfasındaki en güzel satırı ezberlemeye çalışırız.
En berbat manzaradan denizler yaratır, ağaçlar koklarız.
Biz, seninle, yağmurda radyoyu kısarız.
Geceleri yıldızları kaydırırız.
En çirkin şarkıların, en güzel rtimlerini durmadan dinleyip, her şeyi güzelleştirebileceğimize inanırız.
Biz, seninle.
Biz.

"If I could go back in time..."

Bendim.
En umursamazları.
Bendim, en bu kadar kahkaha dolusu,
güveniliri, cesuru, sırtı peki, karnı toku.
Bendim.
Yürüyünce arkasına bakmayanı.
Öfkelendi mi, tozu dumana katanı, en dik yürüyeni.
Sonra seninle çabaladım, bir şeyler olmaya ve yapmaya.
Daha çekilir olmaya, daha başarılı ve aklına gelen her şeyin daha iyisini olmaya.
Aklına gelen ve gelebilecek her şeyin daha iyisini yapabilmeye.
Sonra, bir sabah uyandım, ve artık görmezden gelmem gerekiyordu.
Ve daha iyi olabilecek her şeyimi kaybetmiştim işte.

"I wish I'd never ever seen your face."

Ve ben şimdi, sen farkında olmadan etrafında bir şekilde oluşturduğum düzenimin bozuluşundan geriye kalan parçaları topluyorum.
Burada, her andan kalan kırıklar ve parçalarla, ne yapılacak bilemiyorum bir taraftan, atmaya kıyamıyorum, ve hiçbir işe yaramazlar artık biliyorum.
Veda etmek zorunda bırakılmak ne zor.
Ben, vedaları beceremem.

"Got away from me"

Şimdi, nasıl yapalım?
Ben nasıl yürüyemeyeyim bu kez?
Nereden gitmek istersin?
Ama kesin gitmek istersin.

Biz bu noktaya gelecek insanlar mıydık?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder