10 Haziran 2014 Salı

tek satırlık cehennem

-I-

Fakülteden kampüs çıkışına kadar yürümek ortalama kırk dakika sürüyor.
Keyifli bir yol; sağına ve soluna ağaçları, karşına nizamiyenin dev kapısını alırsın, sakinleşirsin.
Yürüyordum. Tek başıma. Yağmurun soğuğu kokusundan aldığım hazzı bastırıyordu.
Umurumda değildi.
Çünkü neydi, bir sebepten dolayı canım yanıyordu.
Ağlamamı durduramıyordum, herkesten kaçmayı umuyordum.
"Bunu yapmaya devam edemeyeceğim ve ne yapmam gerektiğini bilmiyorum." dedim,
telefondaki arkadaşımı çaresiz bıraktım. Sonra telefonu kapattım.

-II-

Bir sabah erkenden uyandım. Metroya bindim.
İki aktarma yaptım.
Ankara'da yaşayan birine göre kırk dakikalık mesafe uzaktır.
Tam kırk yedi dakika yolculuk yaptım, sonra biraz yürüdüm.
Birkaç saat sonra "Burada ne işim var?" diye sorgulayarak girdiğim evden,
bir hata yaptığımı düşünerek çıktım.
Bir daha yüzüne bakarsam, tekrar aynaya bakamayacağımı düşündüğüm
bir insanın
yüzüne
ne kadar uzun süre bakabilirsem o kadar baktım.
Kendime ne kadar ihanet edebilirsem o kadar ihanet ettim.
Verdiğim sözler kadar,
vazgeçtiklerim kadar,
gidilenler kadar.
Eve elli iki dakikada döndüm.

-III-

Balkon duvarına sırtımı dayadım.
Az önce birini ağlayarak terketmek zorunda kalmıştım.
O kadar çok inanmıştım ve güçlenmiştim ki, asla tükenmeyeceğimi sanıyordum.
Yenmekten küçülen çirkin tırnaklı ellerine bakmayı bile seviyordum çünkü.
Kesinlikle aptallıktı ve yine de bitmesini istemiyordum.
Bilmiyorum, anneme koştum.
"Kırk dört yaşındayım ve hiçbir şey beni böyle sancılandırmadı şimdiye kadar. Ne yapacağım?"
cümlesini duyduktan sonra yatağıma döndüm.

-IV-

En sevdiğim insanlardan birisi bir hata yaptı.
Saatler içinde aramızdaki her şeyi kaybettim.
Leş bir restoran masasında karşıma geçip oturdu birkaç gün sonra.
"Sana söyleyecek bir şeyim yok, burada olmaktan rahatsızım." dedikten sonra ayağa kalkıp
kapıya yöneldi.
Arkasından bakamadım.
Bir şekilde görmezden gelmeye başlamam gerekiyordu;
işe yaramayacağını bilerek.

I-II-III-IV

Nasıl gidileceğini söyleyemem, gösterebilirim.
Ankara'nın nadir yeşil alanlarından birinde yürüyüş yaparken düşündüm,
bir şarkı henüz başlamıştı.
Bittiğinde ise bitirmeye karar verdim,
daha fazla katlanamayacağım her neyse.
"Bak ve öğren; böyle gidilir."