26 Eylül 2014 Cuma

sekiz.sırt

Bu vedalar elime çok yakıştı.

Lisenin sıkıntılı ilk yılını henüz bitirmemi kutlar gibi,
sınırından tütün kaçakçılığı yaparak köşeyi dönmüş aşiretlerin oteller işlettiği,
güzeller güzeli bir doğu kentinin,
ismini dahi hatırlamadığım semtinde,
bize uyuyalım diye ayarlanan apartman vari yapının bahçesinde,
başımızın altında yastıklar, saat gece yarısını geçeli de çok olmuş, sırtımıza toprağı alarak
sağ ellerimizin baş parmaklarıyla yıldızlara hikayeler yarattık.
Henüz tanışmıyorduk.
Ergen bile olamayacak kadar küçüktüm ben ve
sen sırtına 'bu kızı koruyup kollama' görevini giymiştin.
Bir hafta sonra Ankara'ya döndük.
Yıl ikibinsekiz.

Ben siyaset gibi bir şeyle tanıştım ve herkesi bıktırdım.
Elimden bazı kitaplar düşmüyordu hiç,
herkese anlatmak istediğim bir şeyler vardı,
herkesin bilmesi gerektiğini düşündüğüm.
Saatlerce konuşurdum, hiç susturmazdın.
Beni dinlemekten usanmadığım parçalarla sakinleştirirdin.
Kahkahamız tavana çarpardı,
yan masa bizi dinlerdi,
umursamazdık.
Ben sakinleştim.
Yıl ikibindokuz.

Değişik bir oğlan çocuğuyla tanıştım sonra.
Göğüs kafesimin çıtırdamasından, kanımın damarlarıma yaptığı baskıya kadar,
her şeyi algılayabilecek bir noktaya geldim ben, ismine aşk gibi bir şey dedik.
Benim elim ayağım titredi, sen oradaydın.
Kim yakıştıramadı, sen oradaydın.
Arkadaşım onaylamadı, sen konuşmadın.
Sonra bir gece dizlerimin bağı çözülene
iliklerim kuruyana,
dişlerim sökülene kadar terkettim.
Herkes gitti, sen oradaydın.
Ben toparlanamadım.
Sen oradaydın.
Yıl ikibinon.

Liseyi bırakıp bir sınava girdim.
Sonra kendimi dev bir kampüste buldum.
Hala toparlanamamıştım
üzerine yeni bir şeylerin başlangıcının gerginliği bindi,
saçlarıma kadar kesebildiğim her şeyi kestim, sen kesilmedin.
Yıl ikibinonbir.

Pes ettim.
İnsanlardan nefret ettim.
Toparlanamadım.
Uyumadım.
Zayıfladım.
Güç kaybettim.
Gittikçe içime sindim,
içime sindim, içime çekildim.
Filmler izledik yine de,
bırakmadın,
bir şeyler anlattın, bir şeyler dinlettin,
umudunu hiç kesmedin,
hep devam ettin
Başıma neler geliyordu,
başıma neler geliyordu, gülsek mi ağlasak mı?
Olsun, dedin, olsun ya halledilir.
Yıl ikibinoniki.

Bir uyandım, sakinim.
Bir uyandık geçmiş.
Bir uyudum, bir rüya gördüm.
Bir uyudum, bir uyandım, gülüyoruz.
Bir baktık kahkaha atıyoruz.
Bir baktım ben iyileşmişim.
Bir baktık, daha güçlüyüm.
Ve bir baktık, arkadaşlığımızın üzerinden yıllar geçmiş
biz geçmemişiz.
Hala yeniyiz, hala bugündeyiz, hala güçlüyüz.
Yıl ikibinonüç.

Araya zamanlar soktuk sonra,
birkaç ayda, birkaç günlük yabancılar bir de,
birbirimizin yabancılığını ve de.
Bir yerde de kopukluk ekledik nihayetinde.

Bir sokaktan geçtim, başkentteyim.
Yanımda sevdiğimden şüphe etmediğim birisi, yürüyoruz.
O kadar hızlı gittin ki, sırtından tanıdım.
O kadar hızlı gittin ki, yürüyüşünden tanıdım.
O kadar hızlı gittin ki.
Gerileyerek yanımıza geldin. Öfkemden suratına bakamadım.
Kaç yıllık arkadaşlığımız, kaç yıllık dostluğumuz, kaç yıllık kardeşliğimiz,
ne hale gelmiş,
işimiz bitince bir daha karşılaşmamak için bir kenara attığımız
böyle değersiz, gereksiz, yok olmasını istediğimiz eşyalar gibi.
Öfkemden suratına bakmadım.
Bir espri patlatsan her şey eskisi gibi olacakmış gibi,
bir anıyı hatırlatsan,
bir sinirlensen de silkelesen beni,
birkaç yıl öncesine "Ah!" çekerek gidip gelsek hemen,
her şey eskisi gibi olacakmış gibi değil.
Bu sefer derine, derine ve daha derine, kazıyabildiğim kadar derine gömdüm.
Çünkü böyle yüreğinden kopup gelmiş kadar sevdiğin bir insanı kaybetmek nasıldır,
hep yanında olmak istediğin ve hemen arkasından hep yanında istediğin,
ne gelirse gelsin ondan gelsin diyecek kadar güvendiğin,
bir insan-
bir insanı birgün sırtından hatırlamak zorunda kalmak yerine,
hatırlamamayı seçtim.
Sen en güzel yıldızın, en temiz kokan toprağına gömdüm.
Artık yüzünü teknoloji yansıması ekranlar ardından görürüm ancak.
Korkmayalım.

Elimi sık ve kendine dikkat et.
İnsan kardeşini nasıl öldürürse, işte,
öyle öldürdük birbirimizi.
Ama yine de sana bir şey olursa çok üzülürüm.
Aramızdaki ölmüş şeyler altı yaşını geçti.

Yıl ikibinondört.