26 Mayıs 2015 Salı

iş.apt


Dünya'nın en zor işini yapıyorum.
Kendimce.

Bir gözü çam, bir gözü kayın,
bu yeşil ne renk diye sorarsın, bakarsın,
bu nasıl çocuk.
Dünya'nın en güzel adamıydı ve Allah'ın sevgili kulu olduğumu düşündüğüm zamanlardan biriydi.
Tanımadığım bir evin banyo aynasında yüzümü inceliyordum ben de.
Bir elin beş parmak ucu canımı yakıyordu.
Avuç içlerim terliyordu,
ayakta duramıyordum heyecandan.
Anlına düşen kıvırcık saçlarını geriye atmıyordu hiç.
Çünkü sırtı dönük bile olsa beni görebiliyordu. Bunu hissediyordum.
Yine de sırtını hiç dönmüyordu.

Burada ne yapıyorum diye sormamıştım o zaman da.
Orada ne yapıyordum merak etmiyorum hala.
Yıl ikibinondört, aylardan yaza bir ay kala,
şehirlerden ortasından deniz geçen,
semtlerden o dev su birikintisine en uzak olan varoş,
evlerinden tek bir odasını ve bir banyosunu bildiğim,
kişilerden bir ben, bir bu nasıl çocuk.
Yanyanayız.

Evin kapısını çektik sonra beraber.
Artık yüzümüze sokak.
O zamandan biliyordum.
Buradan tekar ayrılamayacağımı, ya da
her saniye geri dönmek için can atacağımı düşünerek girdiğim yerden
geri dönemeyeceğimi bilerek ayrılacaktım.
Bir kapı bir kez çekilir.
Bir yerden bir kez çıkılır.
Oraya bir kere girdim,
bir kere çıktım.
Artık bana gözleri orman değil, artık bana kapılar duvar.

Dünya'nın en zor işini yapıyorum.
Hala hayatta olduğundan emin olduğum bir adamın,
ayak izlerinin bu topraklardan sonsuza kadar silineceği günü düşünerek yas tutuyorum.
Bir yerlerde izlerinin silindiği toprağı üzerine atacaklar.
Haberim olmayacak.
Dünya'nın en zor işini yapıyorum.
Kapılar çekiyorum.
Dünya'nın en zor işini yapıyorum.
Gidiyorum.
Artık bana kapılar duvar.
Artık bana bakmalar sırt.
Artık bana göğüsler ağrı.

Gelebilecek gücüm varken, hala neden buradayım.
Yanlış kapıyı mı çektim?

Dünya'nın en zor işini yaptım.
Aptal aptal aptal apt



kulaklık