25 Haziran 2015 Perşembe

beyaz

yıl ikibinoniki-

Birlikte dinlediğimiz ilk parçayı hatırlıyor musun?

"One more word and you won't survive."
                                         -en sevdiğimiz notalarda bile birbirimize göndermeler yapıp durmuşuz. 

Elimden gelenin en iyisini yaptım,
en iyi elimden geleni değil. Çünkü aklım pek başımda değildi.

Bazı cümleler hep elimin altındaydı benim,
sen gözlerini büyüterek okuyordun,
seni en iyi ben tanıyorum,
ben aptallık derdim, sen hayranlık
                                          -ya da onun gibi bir şey.
"...know that I adore you."

Aslında en iyi hikayeler hep sendeydi.
Sesi daha güzel olan da sendin.
Neden hep beni dinledik?
Benim uykum geldi bazen ve sen bana tavanı cam olan evde geçen rüyayı anlattın o zaman.
Ben yine de sadece seni gördüm uykuyla uyanıklık arasındaki çizgide karşı tarafa geçince.
                                         -you're my faded fantasy.

"I've never been with anoyone, the way I've been with you."

yıl ikibinonbeş-

Senden hiçbir şey gelmeyeli iki yıldan fazla oldu.
Ben çizgiden karşı tarafa geçince ne görüyorum hala bilmek ister misin?
Bir şey karalayacak olsam, kimden besleniyorum?

Bazen kanım boğazımdan pompalanıyormuş gibi hissediyorum geceleri.
Uyanıp, uyuyamıyorum tekrar.
                                          -gecenin güneşten korktuğu gibi karanlıktan korkuyorum.

"Lately I've been wakin' up alone."

Elimde sana çıkan tahmin edebileceğinden daha fazla yol var.
Hiçbirini yürümüyorum.
Sen de buralarda değilsen bir bildiğin vardır.
                                          -hala özlemediysen de.

"I don't wanna change your mind."

Kocaman beyaz bir merdivenin en aşağı basamağında beni beklerken gördüm bir kez.
Yukarıdan seni izliyordum gizlice.
Elinde beyaz bir şemsiyeyle yağmurun altında sigara içiyordun bir seferinde de.
Beyaz bir ceketle kapımı çalmıştın başka bir kez de.
Neden hep beyazsın rüyalarımda,
                                          -sebebini biliyorsun.
"You gave me three cigarettes to smoke my tears away."

Benden ne istediğinden hiçbir zaman tam emin olamadım.
Bir kere durduk yere ağlamaya başladın ve sonra kafam o kadar karıştı ki,
bir daha geri toplayamadım.
Sonra bitti, bütün gelişleri gelmemek üzere gitmekle değiştirdik
                                          -sanırım.
"Wherever you go..."

Gittiğimi düşündükçe daha da yaklaşıyorum.
Artık seni düşünmek zorunda kalmadığım günleri sayıyorum;
çok büyük sayılara ulaşamadım hala.

Aklıma daha iyi cümleler gelmiyor.
Hep üç harfli kelimeler geliyor.
Gel gibi, git gibi, ismin gibi.

Dinlemeyi en çok sevdiğimiz parçayı hatırlıyor musun?

"Cheers darlin'!"


bir iki üç dört