11 Ekim 2015 Pazar

siyah.bir.V

Sözüm tükenince kafamı nereye çevirmem gerektiğini unuttum.
En son aynı mesele gözlerimi ne zaman doldurmuştu,
bir insan aynı yolun aynı yerinde nasıl düşerdi her seferinde,
aynı yolu yürümekten bıkması için kaç bin tane "bu sefer son" adımı atması gerekirdi,
bir insan, bir insan, bir insan,
aynı hatayı kaç kere yapardı, her seferinde canını aynı miktarda acıtırdı,
durmak bilmezdi ve aynı cümleleri okurken boğulurdu,
bilmiyorum. Ben bir şey bilmiyorum.


"Gel bu işi bitirelim!"
Bu gece mi?

Benim bir gecede bir işi adam akıllı bitirdiğim nerede görüldüyse,
o kente gidelim.
Tenimi kes, kanım akmaz artık.
Yenildiğimi daha nasıl anlatabilirim?

"Gel bu işi bu gece bitirelim!"

Tekrar başına dönemeyeceğim sokaklara girmekten nasıl korkuyorsam,
veda etmekten o kadar korkuyorum da,
sayfalarca durmadan yazacak kadar becerebildiğim işi,
yapamıyorum yalanının arkasına sığınıyorum.
Sonra tuttum kolumdan ve aynanın karşısında duruyordum öylece,
çaresizlik kemiklerimi öyle güçlü sızlatıyordu ki
fiziksel bir acıya dönüştü vücudumun bir yerlerinde.
O zaman artık çıkmaz sokağın duvarına en yüksek hızımla çarptığımı anladım.

Kocaman bir duvara tosladım
bu gece bu işi bitiriyorum.

İçimde bir yerler kanıyor.
Canımın nasıl yandığını daha iyi nasıl anlatabilirim?


Metrelerce yakınına gelirim ve ne kadar yaklaştığımı anlayamam artık.
Yürümekten tabanlarım ağrır yine de kaç mil uzaklaştığını hesaplayamam.
Birkaç ışık yılı daha geçer, konuşamam ve takvimlerim yanar, sensiz ne kadar zaman geçirdiğimi bilemem.
Gözlerimi o kadar sıkı kapatırım ki şimdi, birgün boynuma kramplar girene kadar tavana baksam da  hiç görmediğim o yüzünü hatırlayamam.
Şimdiye kadar aramızda ismi geçen, dinlerken keyiften her şeyi unuttuğumuz bütün şarkıları dinlerim durmadan, bir kere bile aklıma gelmezsin.
Gidebildiğim her yere giderim, tanıyabileceğim her insanı tanırım, yüzlerce insandan nefret ederim, yine de seni hatırlatan kimseyi bulamam.
Artık, gittiğim hiçbir yer, yürüdüğüm hiçbir yol, dinlediğim hiçbir şey, baktığım hiçbir surat sana ait değil.
Parmak uçlarıma, saç diplerime, şah damarıma, sahip olduğum son nefese kadar terkettim.
Bir insanın başka bir insandan gidebileceği en uzak noktadayım, evimde.

Gözlerini bir Everest'e dikip,
sonra minik bir taşa takılıp düşmek bir insanı nasıl kırarsa,
bir Atlas geçip yüzerek,
bir avucunun içinde nefessiz kalmak bir insanı nasıl kırarsa,
Ay'a kadar tırmanıp birkaç gün önce,
bugün bir merdivenin son basamağına gelmeden yorgunluktan tükenmek bir insanı nasıl kırarsa
o kadar kırıldım;
sahip olduğum en küçük kemiklerime,
dişlerime, tırnaklarıma,
en son da kalbime kadar.
Daha fazla kırılamayacağım.

Parmak uçlarımdan çekiliyor sahip olduğum gücün son milimetreleri,
çekile çekile yazmaktan, ilerim kalmadı,  ilerim kalmadı.

Tanışmamızın üstünden geçen zaman arasında.
bir çocuk doğdu.
Dördüncü yaşını kutladılar.

Ben artık aynı şarkıları dinlemekten sıkıldım.
Zaaflarım ve iletişimlerimin ters düştüğü yola girdim.
Umarım bunu bir daha hatırlamak zorunda kalmazsın.

En güzel gidişimi, anlından öperek yazıyorum.
Seni o kadar temiz seviyorum ki, başına bir şey gelirse en çok ben üzülürüm,
ama nasıl olduğunu soramam.

Anlını hep temiz tut.
Ben daha fazla kırılamıyorum.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder