27 Kasım 2016 Pazar

"kim bu eldivenli adam".iki

"Bu kaçıncı kayıt, bilmiyorum." 
-böyle başlayan bir ses kaydı tam üç dakika, dokuz saniye.
ilk saniyesinde, günün uyandığım ilk dakikalarından beri anlımın bir yerlerinde biriken göz yaşlarını bıraktım. Camı açtım, birkaç yıldız parıldıyordu, ikinci kez dinlemeye başladım. 
Annem görse delirdiğimi düşünür belki.
Sen görsen sarılırdın, ve kızardın ağladığım için.

İki elin parmaklarını geçene kadar dinledim.
Tekrar, tekrar.
Bir elin parmaklarını geçene kadar ağladım.
Tekrar, tekrar.

Bu seni yazdığım ikinci yazıysa eğer,
bu şimdiye kadar mutluluktan ağlayarak yazdığım ikinci yazıdır o zaman.

Sadece yanında öylece bekleyerek bile binlerce şey anlatmış gibi,
ama hep anlatacak çok iyi hikayelerimiz vardı.
Farklı yönlere yürüsek bile asla terk etmiyormuşuz gibi,
nerede olursak olalım hep birbirimizi bulduk yine de.
Aptal bir şarkıda en iyi iletişimi kurmak gibi,
en güzel playlistleri birbirimize paslamaya devam ettik her zaman.

Yıl iki bin on bir, mevsimlerden bir bahar, saatlerden güneşli, bunalıyorum, 
seni aradım, oradaydın.
Yıl iki bin on iki, mevsimlerden yaz, saatlerden sabah dört, mutsuzum,
seni aradım, sen açtın.
Yıl iki bin on üç, mevsimlerden kış, saatlerden öğle vakti, işlerin içinden çıkamıyorum,
seni aradım, sen koşa koşa geldim.
Yıl iki bin on dört, mevsimlerden birisi, saatlerden birisi, uzun zamandır göğsüm sıkışıyor,
seni aradım, güzel bir şarkı söyledin.
Yıl iki bin on beş, mevsimleri unuttum, saatleri saymayı bıraktım, en iyi yenilişimi yazıyorum,
seni aradım, sen sıkıca sarıldın.
Yıl iki bin on altı, mevsimlerden şimdi, saatlerden şimdi, ben yeni bir hikaye yazıyorum,
seni aradım, devam etmek için ihtiyacım olanı verdin.

Birbirimizi çok iyi anlamak ve aramızdaki kilometreler arasında hiçbir bağlantı olmaması ile
nereye gidersem gideyim, kime gidersem gideyim, bütün yolların buraya çıkması arasında çok sıkı bir bağlantı var. 
Bunu sadece sen biliyorsun.

Soruyu sormadan senden cevapları nasıl aldım? Gel demeden seni tam istediğim yerde nasıl buldum? Yürümeye gerek kalmadan sana nasıl ulaştım? Bunların hepsini nasıl hak ettim? 

"I never take you for granted, never!"

"Sonra elindeki tek karta baktı, iç geçirdi.
Yenildiğini sandılar. Sıkı bir kahkaha attı.
Kartı masanın ortasına elindeki en narin şeyi bırakıyormuş gibi sakince bıraktı.
En iyi jokeriydi, eldivenli adam.
Sonra bir daha hiç yenilmedi."

"Tanıyor gibiyim."
Evet, tanıyor gibiyim.

Kalbine her zaman çok iyi bakacağım.
Kalbime, 
her zaman çok iyi bakacağım.

24 Ekim 2016 Pazartesi

On one rhyme

As many word as flowers in this one world
As much light as eyes in this dark world

As many voices as bells in this mute world
As much faith as fear in this faithless world

As many poems as truths in this uncertain world
As many glory as suffering in this temporal world

As many nooses as defeats in this temporal world
As much happines as death in this miserable world

Rafal Mikolaj Wojaczek

23 Ekim 2016 Pazar

Givin' up

Kaybetmeye daha ne kadar devam edebilirim bilmediğim bir savaş alanındayım.
Bir fotoğrafa daha ne kadar uzun süre bakabilirim, günde kaç defa bakabilirim, bilmediğim bir odadayım.
Bir gün içine aynı şarkı kaç defa sığar, bilmediğim bir çalma listesindeyim.
Aynı kelimeyi kaç kere tekrar edebilirim, bilmediğim bir kafatasındayım.

It's hard to do

Mutlu ya da mutsuz değilim.
Hiç kendimi bu kadar sahiplendiğim ve her şeyi bırakıp biraz yürümeye çıkmak istediğim bir zaman olmamıştı.
Boşlukta süzülmelere devam değil, aralarda sıkışıp çıtırtıları dinlemeye henüz başlamaya evet.

When you still depend upon

Yine de kafanı kaldırdığımda gördüğüm şey gök yüzü.
Ayakkabılarımı çıkarıp çimenlerin üzerinde yürürüm bazen,
güneş gözümü alır,
tanımadığım bir kokuyu içime çekerim ve hissettiğim şeyle kodlarım,
sonra içimden geçiririm ki,
"Lütfen böylece dursun."

I've tried

Artık daha fazla devam edemeyeceğimi düşünmeye başlamam için yürüyemeyecek kadar yorulmuş olmam gerekir,
daha fazla yapamayacağıma inanmam için bir yerlerimin kanaması gerekir.

But it just ain't no use

Hala gücümün yerinde olduğunu test edebilmem için bütün çıkmazlara girmiş olmam gerekir.
Beni düzlüğe çıkaracağını düşünerek tırmandığım en dik yokuşun sonu bir bataklıksa,
ancak o zaman geri geri yürümekten bahsederim.

My light of hope burning dim

Gün ışığının son damlasına kadar denemezsem, bırakamam.
Denediysem, bırakmak zor gelir.
İşin içinden çıkamam ve karşıma nizamiye kapısını aldığım yolu yürüyesim gelir.

This is 

Şimdi dik yokuşu bitirdim
ve
karşımda yürürsem daha da gömüleceğim bir çamur tarlası.

how it 

Geri geri yürümekten hala bahsetmiyorum yine de.
Çünkü gün ışığının son damlası toprağa düşmedi henüz.

ends.

Sevdiğim bütün şarkıların bana sarılmasını istiyorum.
Bütün sıkıntılara ve çaresizliklere yabancılaşmak sonra,
artık yürümek zorunda kalmamak,
gerçekten iyi bir hikaye yazmak ardından
ve 
inanmak ki
elimden gelenin en iyisini değil
en iyi elimden geleni yaptım.
En güzeli oldu.

28 Haziran 2016 Salı

dostum.yedi/SON

Birkaç yılda sakin sakin gittiğim yolu,
birkaç ayda koşar adım geri döndm.
Neredeyim, görüyor musun?

Dostum.

Bu tanımsız, kemiklerimi kırıp, ışığımı kapatıp,
"Al bunlar ayak izlerim, incelersin" gidişini nereye oturtacağımı buldum,
sonrasında ellerimi koyacak yeri bulduğum gibi.

Sakince kucakladım iyi ve kötü sahip olduklarımı,
dinlene dinlene çıktım yukarı,
günün doğmasını bekledim,
rüzgarın esmesini hemen ardından,
ve bıraktım.
Hepsinin güzel, minik kanatlı kuşlara dönüşüp gözden kaybolmasını
yüzüme turuncu bir akşam güneşi vururken izledim.
Anlıyor musun?

Dostum.
Buradan sesini duyamıyorum.
İstersen peşimden gelirsin, ben artık başka bir yolu yürüyorum.
-22616-


7 Haziran 2016 Salı

g3

Elimi bir atsam şu işe, ne yapar ne eder, mis gibi hallederim 
ama kol kemiklerim un kıvamına gelene kadar parçalanmış da elimi asla atamıyormuşum gibi.

Geri döndükçe aramızdaki mesafelerden aklım(*), birer adım geri çekiliyormuşum her seferinde, herkese birazcık daha uzaktan ve yukarıdan bakıyormuşum, resmin tamamını görüyormuşum,
aslında birçokları zannettiğimiz kadar da yakın değilmiş, 
aslında birçokları -ah!-, hiç orada olmamışlar -ah!-,
aslında birçokları da yakın olmak için değil daha da acıtmak için gelmişler, -ah, ah!-, 
görüyormuşum, gördükçe uzaklaşıyormuşum, uzaklaştıkça daha da gidesim geliyormuş, bu da benim en sevdiğim çıkmazımmış gibi.

En sevdiğim insan şuymuş mesela, ama onu yanıma yaklaştıramazmışım, 
yoksa illa birinin canı yanarmış, ben kesin dişlerimi sıkarak uyanırmışım rüyalardan gibi
ya 
da
dişlerimi sıkarak rüyalardan uyanmaktan korkmaktan, doğru düzgün kimseyi sevme cesaretine erişememişim henüz gibi.

En iyi yazdığımı düşündüğüm zamanlar en hüzünlü olduğum zamanlarmış,
ama canım hep çok mutluyken yazmak istermiş,
nutkum tutulurmuş o zaman da gibi;
aylar olmuş doğru düzgün bir şeyler karalayamamışım,
bu sahte mutluluk nereden geliyormuş acaba anlayamıyormuşum gibi.

Gitmem gerekiyormuş gibi, gerçekten gitmem gerekiyormuş gibi,
ama yolumu kaybetmişim, sahip olduğum bütün ışığı yitirmişim gibi.
Bir yol varmış, uzunca süre yürümüşüm,
sonra birden ağır bir kayaya çarpmışım, 
hafızamı kaybetmişim, 
şimdi nerede olduğumu bilemiyormuşum,
ne yapmam gerektiğiyle ilgili bir fikrim yokmuş,
nasıl olacakmış,
nereye gidecekmişim.

Konu bütünlüğünü bir bulutu takılmış izlerken
aklımın içinde kaybetmişim gibi.
Ama anlaşılmak için konu bütünlüğüne ihtiyacım olsaymış, 
çoktan eriyip gitmişim gibi.

26 Mayıs 2016 Perşembe

dostum.altı


Dostum.
Omuzlarıma çöken ağır hüzünle ne yapacağımı bilemediğim için
sana yazıyorum.
Nereye gideceğimi bilmediğim zamanlarda sana geldiğim gibi,
öfkemi kime doğrultacağımı bilmediğim için de seni suçluyorum.
Fazla üzerinde durmamaya çalış.
Dişlerimi göstersem de, yumruğumu sıksam da unutma ki,
ben seni, sen bana ne yaparsan yap
dünyadaki bütün hüzünlerden ve öfkelerden daha çok seviyorum.

Dostum.
Mars ne güzel diyar.
Hepsi senin olsun deseler, gidip tek başına yaşar mısın?
Ben bu koskoca Ay'ın üzerinde ne yapıyorum tek başıma,
neden sormuyorsun?


13 Nisan 2016 Çarşamba

dostum.beş

Dostum.

Dişlerimi ve yumruklarımı sıkmayı bıraktım.
Gücüm tükendi.
Balkonun köşesine yığıldım.
Gelip beni buradan al.

6 Nisan 2016 Çarşamba

dostum.dört

Dostum.

Bu sırtın,
bu yürüyen bacakların,
bu ellerin, kolların,
bu ayak izlerin.
Bunlar ne güzel gidişler.
Bunlar, ne?
Güzel gidişler.

Ben ki yürümelerin, gitmelerin en iyisi,
bak,
yetişemedim.
En önce giden kazandıysa,
ben bu yarışı kesin kaybedenlerdenim.

Her şeyi o kadar net görüyorum ki buradan,
yerin şu kadar metre altından,
bazı şeyleri algılayabilmek için benim kazanmamam gerekiyormuş,
bazı şeyleri algılayabilmek için benim kazımam gerekiyormuş, dibi.
Kabul ediyorum.
Geri çeviriyorum aramızdaki mesafelerden aklımı.
Evime dönüyorum.

Dostum.

Elimde, avucumda dostluğumuzdan kalan bu minicik şey
aylardır sırtımda taşıdığım dağın kendisidir.
Becerebildiğim en nazik şekilde kucağına bırakıyorum.
Daha iyi nasıl anlatılır bilmiyorum.
Elimden daha ne gelir bilmiyorum.

Artık çaresizliklerin en iyisiyim.

6 Mart 2016 Pazar

dostum.üç

Dostum.

Ben, benden koparıp, kaçırıp, götürdüğün her şeye razıyım,
onlarsız da yürürüm.
Ama sen elindekileri nereye koyacaksın?

Bu yük artık ikimizin değil.

-kulaklık-

1 Mart 2016 Salı

ol-du

Babamdan başlayarak hayatımdaki herkese kızmaya başlayalı üç gün oldu,
kızmayı bitireli birkaç saat.

Babam kalbimin derinliklerinde hayatımın sonuna kadar asla sönmeyecek bir hırsın ateşini yakalı dört yıl oldu,
ben ateşe körükle gideli birkaç dakika.

Öfkeden delirmiş aklım beni duvara sıkı bir yumruk atmaya zorlayıp elimi morartalı beş yıl oldu,
bir duvara yumruk atmayalı iki yıl.

Bir daha kendimi asla bu duruma sokmayacağım sözünü vereli üç yıl oldu,
kendimi bir daha o duruma sokmayalı üç yıl.

Avuç içlerime kan oturtacak kadar sıkılı yumruklarla bir rüyadan uyanmayalı bir buçuk yıl oldu,
rüya görmeyeli iki gün.

Bir daha asla sesimi duymayacak yeminini içeli iki buçuk yıl oldu,
numarasını ezberimden sileli birkaç ay.

Bütün bu insanların hiçbirini çekmek zorunda olmadığımı fark edeli beş yıl,
yürümeyi çok sevmeyi öğreneli dört buçuk yıl.

Katlanamadığım noktada gitmeyi alışkanlık haline getireli dört yıl oldu,
kapıyı sert çekmeyi alışkanlık haline getireli üç yıl üç yüz altmış dört gün oldu.

Kendime bir kuyu kazalı altı yıl oldu,
bir eve sahip olalı altı yıl.

Yalnızlığın bir insanı nasıl ayakta tutabileceğini göreli beş yıl,
aynalara bakmayalı beş yıl.

Rol yapmayı öğreneli çok yıl oldu.
O yolu asla yürümeyeli çok yıl.
Onun suratına bile bakmayalı çok yıl,
bunun telefonlarını asla açmayalı çok yıl,
şunun hiçbir sözünü dinlememeye karar vereli çok yıl oldu.

Gitarımı elime ilk defa alalı, bir lise ve bir üniversite oldu,
İlk ve son şarkımı yazalı bir uzun veda yazısı,
gitarı elime son defa alalı bir uzun veda yazısı.

En son özrümü dileyeli ve herkesten geri çekileli,
sandığım kadar zeki ve göründüğüm kadar güçlü olmadığım söyleneli,
bir araba kapısını sert çekmeyeli çok oldu,
kendime bir balta alalı,
kaburga kemiğimi kırıp bileğime saplayalı,
kansızlıktan mecalsiz kalalı,
ama asla suratına bakmayalı,
yine de başımı asla eğmeyeli,
ama her hatırladığımda en güzel yenilişimi en güzel tükenişimle anımsayalı,
bu da en iyi kabullenişim olalı çok olmadı.

Doğalı yirmi üçe yakın bir yıl oldu,
otuz sekiz yaşıma gireli üç yıl oldu.

23 Şubat 2016 Salı

dostum.iki

Gardımı ve omuzlarımı indirdim.

Bir insanı üzmek nasıl oluyor biliyorum. 
Canını sıkmak, manasız sorulara boğmak, 
bıktırmak, yapmak istemediği şeyleri yaptırmak, 
dinlemek istemediği şarkıların sözlerini ezberletmek,
sevmediği insanlara maruz bırakmak.
("I'm not a people person." Böyle bir cümle kuruldu. Aylardan yaz.)
Hiçbiri için özür dilemeyeceğim.

Ama istemediği yolu yürütmek nasıl bir şey tam bilemiyorum. 
Sonu suyun üzerinde gezinen kuşların karşısındaki banklara oturmaya çıkan yol neden yürünmek istenmesin ki?
ya
da
Sonu nizamiyenin dev kapılarına çıkan, sağı ve solu ağaçlı yolu yürümek istemeyecek ne olmuş olabilir ki?

Neden yürüdük? Nereye kadar yürüdük? 
Neleri yürüdük? 
Hangi meseleleri hallettik yürürken?
Hangi sakinlikleri meseleleştirdik yürürken?

Bana bir bak.
Ve ellerine. Ve aynanın karşısına geçersen omuzlarına.
Dirseğini bir sert zemine, anlını da eline yaslarsan,
avucunun altından akan cümlelere bak.
Defterlerini bir kurcala, sayfalarına karaladıklarıma bak. 
Yanından ayırmadığın teknoloji harikasını bir karıştır, gönderdiklerime bak.
Buraya bakma.

Gardımı yüklendim.

Dostum. 
Keşke tenime keskin bir çelik saplasaydın.
En azından yürünecek bir meselemiz kalmazdı.

17 Ocak 2016 Pazar

dostum.bir

Özlemek kadar beni zor durumda bırakan bir duygu yok.
Bin deniz bir araya gelse, yine de anlatamam.

Dostum.

Bu tanımsız, kemiklerimi kırıp, ışığımı kapatıp,
"Al bunlar ayak izlerim, incelersin" gidişini nereye oturtacağımı hala bilemiyorum.
Ellerimi koyacak yer bulamıyorum.
Kendimle bu kadar ani başbaşa bırakılacağımı hiç düşünmemiştim.

İnsan konuşmayı çok istediği birisi tarafından terk edilince ne yaparsa, ben de aynen onu yapıyorum.
Düşünüyorum.
Elimde bir büyüteçle peşine düştüm dün akşam kafamın içindekilerin.
Dedi ki "Bu düşünmek değil çocuğum, hüzünlenmek."
Ve sonra kendimden çok emin bir şekilde yaptığım bir şeyin daha temellerinin sallandığını gördüm.
İnsan düşündüğünü zannederek gerçekleştirdiği şeyin düşünmek olmadığını anladığı zaman ne yapar?
Sen olsan ağlar mıydın?

Dostum.

Benim hep sevgim öfkemden daha büyük.
Büyük laflar edemeyişim bu yüzdendi.
Bir daha asla, diye başlayamamak bir cümleye, öfkeni nasıl kızdırır bilemezsin.
Sonra konu bir yerlerde döndü dolaştı sana geldi, dostum.
Daha önce hiç bu kadar öfkelenmemiştim.
Dedim ki "Bu son!"
İnsan bir dosta nasıl son der?
Bir taş düşün, bir kaya. Elimi altına koydum.
Nasıl canımın yandığını anlıyor musun?

Dostum.

Sadece birbirimizin anladığı bir dili konuşuyorduk.
Sadece ikimizin keyif alabildiği bir muhabbet yarattık ortamıza.
"Kapitalizmi anlatan çok güzel bir çizgi film." desem, hala bir tek sen gülersin.
Bu güzelliğin büyüklüğünü takdir etmeyi bıraktığımız için mi hangimizin gittiğini anlayamadığımız noktada vedalaşmak zorunda kaldık?

Dostum.
Ne olur bana yardım et.
Aklımın içinden kurtar beni.
Neden sana hoşçakal dememe izin verdin?