17 Ocak 2016 Pazar

dostum.bir

Özlemek kadar beni zor durumda bırakan bir duygu yok.
Bin deniz bir araya gelse, yine de anlatamam.

Dostum.

Bu tanımsız, kemiklerimi kırıp, ışığımı kapatıp,
"Al bunlar ayak izlerim, incelersin" gidişini nereye oturtacağımı hala bilemiyorum.
Ellerimi koyacak yer bulamıyorum.
Kendimle bu kadar ani başbaşa bırakılacağımı hiç düşünmemiştim.

İnsan konuşmayı çok istediği birisi tarafından terk edilince ne yaparsa, ben de aynen onu yapıyorum.
Düşünüyorum.
Elimde bir büyüteçle peşine düştüm dün akşam kafamın içindekilerin.
Dedi ki "Bu düşünmek değil çocuğum, hüzünlenmek."
Ve sonra kendimden çok emin bir şekilde yaptığım bir şeyin daha temellerinin sallandığını gördüm.
İnsan düşündüğünü zannederek gerçekleştirdiği şeyin düşünmek olmadığını anladığı zaman ne yapar?
Sen olsan ağlar mıydın?

Dostum.

Benim hep sevgim öfkemden daha büyük.
Büyük laflar edemeyişim bu yüzdendi.
Bir daha asla, diye başlayamamak bir cümleye, öfkeni nasıl kızdırır bilemezsin.
Sonra konu bir yerlerde döndü dolaştı sana geldi, dostum.
Daha önce hiç bu kadar öfkelenmemiştim.
Dedim ki "Bu son!"
İnsan bir dosta nasıl son der?
Bir taş düşün, bir kaya. Elimi altına koydum.
Nasıl canımın yandığını anlıyor musun?

Dostum.

Sadece birbirimizin anladığı bir dili konuşuyorduk.
Sadece ikimizin keyif alabildiği bir muhabbet yarattık ortamıza.
"Kapitalizmi anlatan çok güzel bir çizgi film." desem, hala bir tek sen gülersin.
Bu güzelliğin büyüklüğünü takdir etmeyi bıraktığımız için mi hangimizin gittiğini anlayamadığımız noktada vedalaşmak zorunda kaldık?

Dostum.
Ne olur bana yardım et.
Aklımın içinden kurtar beni.
Neden sana hoşçakal dememe izin verdin?