23 Şubat 2016 Salı

dostum.iki

Gardımı ve omuzlarımı indirdim.

Bir insanı üzmek nasıl oluyor biliyorum. 
Canını sıkmak, manasız sorulara boğmak, 
bıktırmak, yapmak istemediği şeyleri yaptırmak, 
dinlemek istemediği şarkıların sözlerini ezberletmek,
sevmediği insanlara maruz bırakmak.
("I'm not a people person." Böyle bir cümle kuruldu. Aylardan yaz.)
Hiçbiri için özür dilemeyeceğim.

Ama istemediği yolu yürütmek nasıl bir şey tam bilemiyorum. 
Sonu suyun üzerinde gezinen kuşların karşısındaki banklara oturmaya çıkan yol neden yürünmek istenmesin ki?
ya
da
Sonu nizamiyenin dev kapılarına çıkan, sağı ve solu ağaçlı yolu yürümek istemeyecek ne olmuş olabilir ki?

Neden yürüdük? Nereye kadar yürüdük? 
Neleri yürüdük? 
Hangi meseleleri hallettik yürürken?
Hangi sakinlikleri meseleleştirdik yürürken?

Bana bir bak.
Ve ellerine. Ve aynanın karşısına geçersen omuzlarına.
Dirseğini bir sert zemine, anlını da eline yaslarsan,
avucunun altından akan cümlelere bak.
Defterlerini bir kurcala, sayfalarına karaladıklarıma bak. 
Yanından ayırmadığın teknoloji harikasını bir karıştır, gönderdiklerime bak.
Buraya bakma.

Gardımı yüklendim.

Dostum. 
Keşke tenime keskin bir çelik saplasaydın.
En azından yürünecek bir meselemiz kalmazdı.