7 Haziran 2016 Salı

g3

Elimi bir atsam şu işe, ne yapar ne eder, mis gibi hallederim 
ama kol kemiklerim un kıvamına gelene kadar parçalanmış da elimi asla atamıyormuşum gibi.

Geri döndükçe aramızdaki mesafelerden aklım(*), birer adım geri çekiliyormuşum her seferinde, herkese birazcık daha uzaktan ve yukarıdan bakıyormuşum, resmin tamamını görüyormuşum,
aslında birçokları zannettiğimiz kadar da yakın değilmiş, 
aslında birçokları -ah!-, hiç orada olmamışlar -ah!-,
aslında birçokları da yakın olmak için değil daha da acıtmak için gelmişler, -ah, ah!-, 
görüyormuşum, gördükçe uzaklaşıyormuşum, uzaklaştıkça daha da gidesim geliyormuş, bu da benim en sevdiğim çıkmazımmış gibi.

En sevdiğim insan şuymuş mesela, ama onu yanıma yaklaştıramazmışım, 
yoksa illa birinin canı yanarmış, ben kesin dişlerimi sıkarak uyanırmışım rüyalardan gibi
ya 
da
dişlerimi sıkarak rüyalardan uyanmaktan korkmaktan, doğru düzgün kimseyi sevme cesaretine erişememişim henüz gibi.

En iyi yazdığımı düşündüğüm zamanlar en hüzünlü olduğum zamanlarmış,
ama canım hep çok mutluyken yazmak istermiş,
nutkum tutulurmuş o zaman da gibi;
aylar olmuş doğru düzgün bir şeyler karalayamamışım,
bu sahte mutluluk nereden geliyormuş acaba anlayamıyormuşum gibi.

Gitmem gerekiyormuş gibi, gerçekten gitmem gerekiyormuş gibi,
ama yolumu kaybetmişim, sahip olduğum bütün ışığı yitirmişim gibi.
Bir yol varmış, uzunca süre yürümüşüm,
sonra birden ağır bir kayaya çarpmışım, 
hafızamı kaybetmişim, 
şimdi nerede olduğumu bilemiyormuşum,
ne yapmam gerektiğiyle ilgili bir fikrim yokmuş,
nasıl olacakmış,
nereye gidecekmişim.

Konu bütünlüğünü bir bulutu takılmış izlerken
aklımın içinde kaybetmişim gibi.
Ama anlaşılmak için konu bütünlüğüne ihtiyacım olsaymış, 
çoktan eriyip gitmişim gibi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder