15 Haziran 2017 Perşembe

Sonra oturduk, yanlışlar, pişmanlıklar, biraz da ben.
Ve hiç konuşmadık.

Kamuya açık alanlarda ağlayan insanlar nasıl görünmez olur?
Kamuya açık alanlarda ağlayan insanlar neden görünmez olur?
Kamuya açık alanlarda ağlayan insanlar görünmez olur.
Bu yanlışlarımın ve pişmanlıklarımın işine yarayan bir bilgi değildi.
Bu benim işime yaramak üzere olan bir bilgiydi.

Sonra oturduk.
Yanlışlar.
Pişmanlıklar.
Ben.
Hala konuşmuyoruz.

İşin içinden çıkamaz gibi olmanın yenilgisiyle, işin, içinden çıkılamaz olmasının yaşattığı bile bile ladeslik arasında büyük bir fark var.
Ayağım yenilgilerime takılıyor.

Sonra oturduk.
Yanlışlar.
Pişmanlıklar.
Yenilgiler.
Ben.
Henüz kimse konuşmadı.

Ben istersem dönerim dedim.
Ben istersem o yoldan dönerim dedim.
Ben istersem, ne kadar uzaklaşmış olursam olayım, o yoldan, kesin dönerim, baştan başlarım, giderim, gelirim, yorulurum, bir el kemiğimi kırarım, bir kalp kırarım, kendiminkini korurum bu sefer, herkesin kalbini kırarım, canını yakarım, soğuk bir su içerim üzerine, edilecek veda bırakmam, elimden gelenin en iyisini yaparım, en iyi elimden geleni yaparım, vaz bile geçerim ama kesin dönerim dedim.
Sırtımı sıvazladılar.

İnsan kendine üzülünce dibe çakılır.
İnsan kendini acıyınca dibi kazır.
Yağmurdan kaçarken,
doluya göğüs germek.
Kendi kuyumu kazalı, dibini ev yapalı kaç yıl oldu?

Bir ağaç gibiyim, dedim, duruyorum sapasağlam.
Yüz yıllardır buradayım, sabırla göğe baktım.
Hiçbir güç sökemez yerimden, dedim, köklerim sıkı sıkı.

Sonra oturdular,
yanlışlar,
pişmanlıklar,
yenilgiler,
gidişler.
Hepsi gölgemdeler.

Kaç yıl oldu?

BİR

20 Mart 2017 Pazartesi

ta.bu.da

Bunları uzun zamandır ziyaret etmediğim kuyumun dibinden yazıyorum, evimden.
Bunları içime bir türlü sinmeyenlere gözümü dikmemeye alışmaktan yazıyorum.
Bunları yapmak istemediğim bir şeyi bana yaptıracak hiçbir gücün olmamasından yazıyorum.
Bunları çıkmaz sokaklardan yazıyorum.
Bunlar alıp başını gidememekten, iki elinin arasında başın, öylece kala kalmaktan yazıyorum.
Bunları iki gündüz arasına sıkışmış geceden yazıyorum, bir gündüzü ortasına almış iki geceden.
Bunları pes bile edemeyecek kadar yorgunluktan yazıyorum.
Kahkahamın sesi yüksek bak inan,
mutsuzluğumu anlatmazsam bir de delireceğimden korkmaktan yazıyorum.
Bunları kulaklarımı tıkadığım sesten,
gözlerimi kaçırdığım sahnelerden,
tırnakları avucumun içine geçmiş ellerimden,
son zamanlarda bir türlü gitmek istediğim yerlere götürmemiş bacaklarımdan yazıyorum.

Bunları,
yine de sabretmekten
yazıyorum.

Beklemeyi öğrenmekten,
sessiz olabilmeye çalışmaktan -bile-,
aynı duyguyla o kadar uzun süredir baş etmekten ki
baş etmeyi bırakınca hayatını nasıl devam ettireceğini bilemediğin için
savaşmayı asla bırakmamaktan,
arka cebimdeki bıçaktan o yüzden,
kurşun geçirmez yelekten yazıyorum.

İçimde yıllardır sönmeyen ateşten,
ama üşüyen ellerimden,
uyuyamayan yataklardan,
doğmayan aydan,
üzgün aynalardan,
bitmemiş kitaplardan,
nasıl geçtiğini anlamadığım günlerden yazıyorum.

Kalbi kırık balıklardan,
kartal yuvalarındaki tavuklardan,
ağlayan timsahlardan,
yalnız yusufçuklardan,
içimden sık sık sokak köpeklerine
sarılmak gelmesinden yazıyorum.

Kemiklerin bile kendini iyi hissedene kadar sarılmayalı geçen zamandan,
özlediğim bütün seslerden, yüzlerden, ellerden,
gecenin bir yıldızına kadar iyi hissettirmek için uyanık kalmaktan,
gecenin bir yıldızı iyi hissetmek için uykulardan uyandırmaktan
yazıyorum.

'yine de'leri 'rağmen'lere değişmekten,
kasının son gücüne kadar direnmekten,
değiştiğini fark etmekten ve bir şey yapamamaktan
çünkü
son gücünü direnmeye harcamış olmaktan
yazıyorum.

Ne kadar hızlı kaçarsan o kadar fazla uzaklaşamamaktan,
ne kadar çabalarsan çabala istediğin gibi olmamasından,
istemeyi bırakmaktan sonra,
istemediklerinden kaçmak üzerine şekillendirmekten hayatını,
ve
neyi istediğini artık unuttuğun için mutlu da olamamaktan,
sadece mutsuz olmamaya razı olmaktan yazıyorum.

Bunu,
uzun zamandır ziyaret etmediğim kuyumun,
dibine sandalye atarak dönüştürdüğüm evimden yazıyorum.

Kalbi kırılmış ve hikayesi asla ilgi çekici bulunmadığı için kalbinin neden kırıldığı asla bilinmeyen beyaz bir tavşan, birgün bir dağa küsmüş. 
Tavşan dağa küstüğünden beri, o koca dağın çirkin kibriyle övünüyoruz.

Bunları artık özgür kalmış tavşanın ağzından yazıyorum.
Bunları,
kalbini bir kere iyileştirmeyi öğrenince yenildim zanettiğinde
biraz yavaşlamış olsan bile
yine de yürümeye bir şekilde devam edebiliyor olmaktan yazıyorum.

Kafanı kaldırdığında bir gece vakti,
senden daha büyük ve kocaman bir şeyin,
minik ve keyifli/kalbi kırık/sakin bir parçası olduğunu hatırlatan
proxima güzelinden yazıyorum.

Dağ, bütün kibriyle kendisinden konuşturmaya devam etsin.
Tavşan iyileşti,
gitmeye devam ediyor.

11 Mart 2017 Cumartesi

rüya

Kötü bir rüyadan başka karanlık bir kuyunun dibine uyandım,
oradan koyu renkli başka bir rüyaya,
oradan aydınlık bir geceye,
en sonunda da evime.

Üzerime doğru geliyordu yüksek hızlı bir araba gibi, ama değilmiş.
Sürücüsü çok sevdiğim biriymiş, ama değilmiş.
Beni paramparça etmek istemiş, bastıkça basmış gaza, ama değilmiş.
Sonra son anda durmuş, tenime milimetreler kala, ama değilmiş.
Ben arkama bakmadan yürümeye devam etmişim sonra, ama değilmiş.
Evime uyanmışım sonunda, tam da öyleymiş.

Kaçmam gerekmediği kadar uzaklaştığımda ancak düşünmeye vakit yaratabildim, matematiğini hala anlayabilmiş değilim.
Bu hüzün gereksizdi, 'mantıklı değil'di, kaçmama gerek yoktu, bu işi çözebilirimdi aslında,
ama geri dönebilmek için çok uzaktaydım artık, geri dönmedim.
Yine de pişman olmadım,
hızımı düşürdüm ve yürümeye devam ettim.

Başka bir rüyaya uyandım.

Duruyormuşum, dünya geriye doğru kayıyormuş bu sefer de; ama değilmiş.
İçinden geçiyormuşum yolların; ama değilmiş.
İçimden geçiyormuş ormanlar, gökyüzleri, denizler ve dağların tepeleri; ama değilmiş.
Gitmek için çok iyi bir fikre ihtiyacım varmış, keskin bir dönüş yerine; ama değilmiş.
Tavanıma uyanmışım bu kez; tam da öylemiş.

Gerçek ve rüya arasındaki çizgi inceldikçe, tahayyül edemediğim bir derinlik kazandı.
Uykuyla uyanıklık arasında düştüm hep arasına, sonra sıçrayarak uyandığım gecelerde denkleştim yeryüzüyle yere çakıldığımı gördüğüm rüyalarda.


"Yes, I'm hopeless, but at least I fought it."

Artık buradayım.

bir

6 Ocak 2017 Cuma

kork.m

Biraz bunalmış ve sıkılmış, biraz da yorulmuş hissediyordum.
Yeni kafataslarına yolculuk yapmak için can atarken eski kafaların içinden çıkamamış olma olasılığının bire yakın olmasından korkuyordum.
Eski, zamanında çok iyi gerekçelerle öldürdüğüm, artık geçersiz insanların fikirlerini cebimde taşımaya devam ediyor olmaktan,
kapımı herkese açıp içeriye kimseyi almıyor olmaktan, yeni ve güzel şeylerle sadece bahçelere çıkıyor olmaktan,
evime, odama, cebimdeki eskilerle dönüyor olmaktan, onlarla uyuyor ve uyanıyor olmaktan korkuyordum.

Yola henüz çıkmıştım, yolu henüz koşmaya başlamıştım, iyi bir mesafe katetmiştim,
ama arpa boyu mu yol gitmiştim artık yoksa miller mi aşmıştım emin olamamaktan,
gitmeye devam etmek isteğiyle hareketi asla elden bırakmamaktan,
gitmeye çalışırken artık olmak istemediğim yere kendimi tekrar sürüklüyor olmaktan korkuyordum.
Yeni güç dengelerinin, büyük çarkların, tanımadığım dişlilerin arasında sürekli ezilmekten, bir türlü kurtulamamaktan, ezilmeye devam etmekten korkuyordum.
Nasıl ayakta kalacaktım, ayakta kalacak mıydım, ayakta kalmam gerekiyor muydu bilememekten, kendimi düşmekle kalkmak arasındaki yorucu forma sıkıştırıyor olmaktan korkuyordum.

Günaydın, iyi geceler, iyi günler, teşekkürler demeyi unutmaktan sonra unuttuğum için sürekli kendime kızmaktan, bu kadar basit şeyleri nasıl da meseleleştirdiğimi düşünüp kızmaya devam ederken herkese benzeyip bir hiç kimseye dönüşmekten korkuyordum.
Fedakarlığı, sevmeyi, iyiyi ve güzeli düşünmeyi artık bırakmaktan, gökyüzünün aydınlığına, yeşilin ferahına, mavinin serinliğine değil, yolumu dipsiz yeraltlarına, keskin uçurumlara, karanlığın sonuna çevireceğimden korkuyordum.

Korkmaya daha fazla devam etmeyeceğime, edemeyeceğime, etmemem gerektiğine, düşünmemem gerektiğine karar verdiğimde tanıdığım insanların büyük bir kısmı çoktan uykuya dalmıştı.
Gündüzle yetinemeyenler, geceleri birbirleriyle iyi geçinemezler dedim, uyandığımdan beri büyük bir özenle korumaya çalıştığım sessizliğe elimden geldiğince devam ettim.

Ateş olsam nereyi, ne kadar yakarım, ışık olsam kimi, nasıl aydınlatırım bilemeden geri çekilmeyi ve perdelerimi sıkı sıkı kapatmayı seçtim.
Toparlamaya çalıştıkça ellerimin arasından kaydı, anlatmaya çalıştıkça daha da karıştı, yürüdükçe uzaklaştı, baktıkça seyreldi.
Avucumun içinde yıllardır taşıdığım, benim için çok değerli olduğunu düşündüğüm ve incitmemek için elimden gelen her şeyi yaptım o tarifsiz şeyi artık yere bırakıyorum.
Nerede olduğumu bildiğimi söyleyemeyeceğim, ama nerede olmadığımı ve olmayacağımı bilecek kadar netlediysem kendimi, yarın sabah güzel bir hikayenin içine uyanmak en iyi dileğim olur.

Yazdıklarım söyleyebileceklerimin bir okyanus katı,
içimden geçenler yazabildiklerimin bir everest katı,
kafatasım, içimden geçenlerin kanyon katıdır.
Buraya sahip olduğum bütün katlarla bir resim çizdim.

Her şey için bir bedel ödemem gerektiğini zannederek uyuduğum bütün geceleri, hiçbir bedel ödemeden avucumun içine alabileceklerime uyandığım bir sabahla değişmeye hazır mıyım?
Artık bir daha ne yapmayacağımı biliyorum.