18 Temmuz 2017 Salı

amy

Amy'yi anlıyorum.

Kendini bir türlü anlatamamasını anlıyorum.
Yalnızlığını anlıyorum.
Gidişlerini anlıyorum.

Kendini ayakta tutacak gücü bulamamasını anlıyorum.
Gerçeklikle yetinmekte zorluk çekip, kendine küçük sahte dünyalar yaratma uğraşını anlıyorum.
Ve başamayışını...

Bin büyüklüğündeki yenilgilerini anlıyorum.
Kırgınlıklarını ardından.
Hayal kırıklıklarını da.

Amy'yi anlıyorum.

Gözünü alan ışıkların altında bütün ayrıntılarıyla duran pişmanlıklardan dönüp,
kendi yarattığı ve gün geçtikçe büyüyen karanlıklarda kendini yok etme isteğini anlıyorum.
Başarana kadar durmama motivasyonunu, hiçbir motivasyona sahip olmamanın ta kendisinden almasını anlıyorum.
Hep aynı yenilgilerin etrafında dönmelerin nasıl ustası olup da, döngüleri kırmanın nasıl çırağı bile olamamanın yarattığı pes edişleri anlıyorum.

Dilinin dönmeyişini sonra kaleme sarılışını,
"This ache in my chest,
as my day done now,
the dark covers me, and I cannot run now,
my blood running cold" satırlarındaki ağırlığı,
bu yükün her geçen gün daha da artışışını,
omzuna yaslanmak istediği tek insanın sırtını izleyişini anlıyorum.

Amy'yi anlıyorum.

Bu tükenişleri anlıyorum.
Bu çaresizlikleri anlıyorum.
Keyifleri binlere bölmeyi, üzgünlükleri yalnız kucaklamayı anlıyorum.
Göğsündeki ağrıyı anlıyorum.

En sonunda,
yaptığı her şey için üzgün olduğunu ağlayarak anlatmasını bir dostuna telefonda,
her şeyi düzelteceğine söz vererek bitirmesini sözlerini,
ve bunun onun tarafından uzay boşluğuna uzanan son sözler olmasını anlıyorum.
Amy'yi anlıyorum.

Amy'yi bu gece, hayatımdaki hiç kimseyi anlamadığım kadar anlıyorum.
Anlamak istemezdim.

"I died a hunderd times,
I go back to..."

bir iki

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder