24 Aralık 2013 Salı

yeşil.iki.yaş



Ankara'nın en işlek caddelerinin asfaltlarının bilmem kaç metre altında, trafiksiz ulaşımı kolaylaştırmak için kurulmuş çift hatlı sistemin iğrenç yeşil banklarından ikisini işgal etmiştik. Önümüzden geçiyordu trenler, binmiyorduk, kimseyi izlemiyorduk.
Ben ağlıyordum, kesik kesik konuşuyordum.
Büyük ihtimalle anlaşılmıyordum ve bunu önemsemiyordum.
Çünkü, hayatımda ilk defa sadece anlatmak istedim.
Söyleyemediğim her cümlenin içimde yarattığı tonluk ağırlıklar beni aşağı çekiyordu, anlatmak istedim.
Neftetim, öfkem boyumu aşıyordu, anlatmak istedim.
Baş edemiyordum, anlatmak istedim.
Elimden bir şey gelmiyordu, anlatmak istedim.
Ne yapacağımı bilemiyordum, yapacağım bir şey kalmamıştı, anlatmak istedim.

"Elini öpebilir miyim?"
"Hayır."

İnsan her şeye katlanıyor, insan her şeye katlanıyordu da, aldatılmaya asla.
İnsan her şeye katlanıyordu da bu yalanlar neden?
İnsan her şeye katlanıyordu da.

Nasıl oluyordu da, bu kadar saf duyguların karşısına sonunu ağlayarak, sonunu düşerek, sonunu korkarak bitirdiğin duygular konuyordu?
Nasıl oluyordu hislerinin saflığının berraklığı kadar karanlık tepkilerle boğuşmak zorunda kalabiliyordun?
Peki, nasıl oluyordu da sonsuza kadar 'nasıl oluyordu' ikilisiyle başlayan soruları ard arda sıralıyordum ve cevap verecek kimse çıkmıyordu?
Ben neden cevaplayamıyordum kendi sorularımı?
Cevaplayamayacağım şeyleri merak ederek, nereye kadar gidecektim, gidebilecek miydim?
Daha fazla soru sormayayım.

"Şuan söyleyecek bir şey bulamadım."
"Biliyorum."

Orası bana cehennemdi, bana cehennem olan yerler vardı artık, ne zor.
Kapısından girmek istemediğim, önünden geçmek dahi istemediğim yerlerin varlığı, ne zor.
Varlığına katlanamadığım insanlar, inanılmazdır, yirmi yıllık var oluş sürecimde varlığına katlanamadığım insanlarla aynı bankları, sigara markalarını, binaları ve sıraları paylaşacağım zamanlar da gelecekmiş meğer.
Ve orası bana hala cehennem.

Kaçacak yerim yok, gidecek yerim hiç olmadı.
Biraz daha akıllı olsaydım, biraz daha akıllı ve ayakları yere basan,
akıllı, ayakları yere basan ve güçlü, biraz daha şüpheci, biraz daha yalnız, bunların hepsinin ne anlamı olurdu şimdi?

Acı çekmek.
Acılarımız özneldir, derdi arkadaşım, en güzeli hüzünlerimiz.

Bu kadar yoğununu uzun süredir hissetmiyorum.
Bu kadar yoğun acıyı uzun süredir hissetmiyorum.
O kadar yoğun hissediyorum ki, kendine zarar verme eğilimi olan insanların hepsini anlıyorum.
O kadar yoğun hissediyorum ki, farkındalığım artıyor, olan biten her şeyden haberdarım artık.
O kadar yoğun hissediyorum ki, tükeniyorum saniyede yıllarca, yaşlanıyorum.

Nasıl olacak bilmiyorum, nereye gidilir, ne kadar, bilmiyorum.
Kime ne yaptım diye düşünmeyi bir kenara bıraktım.
Hepsinden vaz geçtim.

Artık susalım.

"Bu gelene binelim mi?"
"Evet."