20 Mart 2017 Pazartesi

ta.bu.da

Bunları uzun zamandır ziyaret etmediğim kuyumun dibinden yazıyorum, evimden.
Bunları içime bir türlü sinmeyenlere gözümü dikmemeye alışmaktan yazıyorum.
Bunları yapmak istemediğim bir şeyi bana yaptıracak hiçbir gücün olmamasından yazıyorum.
Bunları çıkmaz sokaklardan yazıyorum.
Bunlar alıp başını gidememekten, iki elinin arasında başın, öylece kala kalmaktan yazıyorum.
Bunları iki gündüz arasına sıkışmış geceden yazıyorum, bir gündüzü ortasına almış iki geceden.
Bunları pes bile edemeyecek kadar yorgunluktan yazıyorum.
Kahkahamın sesi yüksek bak inan,
mutsuzluğumu anlatmazsam bir de delireceğimden korkmaktan yazıyorum.
Bunları kulaklarımı tıkadığım sesten,
gözlerimi kaçırdığım sahnelerden,
tırnakları avucumun içine geçmiş ellerimden,
son zamanlarda bir türlü gitmek istediğim yerlere götürmemiş bacaklarımdan yazıyorum.

Bunları,
yine de sabretmekten
yazıyorum.

Beklemeyi öğrenmekten,
sessiz olabilmeye çalışmaktan -bile-,
aynı duyguyla o kadar uzun süredir baş etmekten ki
baş etmeyi bırakınca hayatını nasıl devam ettireceğini bilemediğin için
savaşmayı asla bırakmamaktan,
arka cebimdeki bıçaktan o yüzden,
kurşun geçirmez yelekten yazıyorum.

İçimde yıllardır sönmeyen ateşten,
ama üşüyen ellerimden,
uyuyamayan yataklardan,
doğmayan aydan,
üzgün aynalardan,
bitmemiş kitaplardan,
nasıl geçtiğini anlamadığım günlerden yazıyorum.

Kalbi kırık balıklardan,
kartal yuvalarındaki tavuklardan,
ağlayan timsahlardan,
yalnız yusufçuklardan,
içimden sık sık sokak köpeklerine
sarılmak gelmesinden yazıyorum.

Kemiklerin bile kendini iyi hissedene kadar sarılmayalı geçen zamandan,
özlediğim bütün seslerden, yüzlerden, ellerden,
gecenin bir yıldızına kadar iyi hissettirmek için uyanık kalmaktan,
gecenin bir yıldızı iyi hissetmek için uykulardan uyandırmaktan
yazıyorum.

'yine de'leri 'rağmen'lere değişmekten,
kasının son gücüne kadar direnmekten,
değiştiğini fark etmekten ve bir şey yapamamaktan
çünkü
son gücünü direnmeye harcamış olmaktan
yazıyorum.

Ne kadar hızlı kaçarsan o kadar fazla uzaklaşamamaktan,
ne kadar çabalarsan çabala istediğin gibi olmamasından,
istemeyi bırakmaktan sonra,
istemediklerinden kaçmak üzerine şekillendirmekten hayatını,
ve
neyi istediğini artık unuttuğun için mutlu da olamamaktan,
sadece mutsuz olmamaya razı olmaktan yazıyorum.

Bunu,
uzun zamandır ziyaret etmediğim kuyumun,
dibine sandalye atarak dönüştürdüğüm evimden yazıyorum.

Kalbi kırılmış ve hikayesi asla ilgi çekici bulunmadığı için kalbinin neden kırıldığı asla bilinmeyen beyaz bir tavşan, birgün bir dağa küsmüş. 
Tavşan dağa küstüğünden beri, o koca dağın çirkin kibriyle övünüyoruz.

Bunları artık özgür kalmış tavşanın ağzından yazıyorum.
Bunları,
kalbini bir kere iyileştirmeyi öğrenince yenildim zanettiğinde
biraz yavaşlamış olsan bile
yine de yürümeye bir şekilde devam edebiliyor olmaktan yazıyorum.

Kafanı kaldırdığında bir gece vakti,
senden daha büyük ve kocaman bir şeyin,
minik ve keyifli/kalbi kırık/sakin bir parçası olduğunu hatırlatan
proxima güzelinden yazıyorum.

Dağ, bütün kibriyle kendisinden konuşturmaya devam etsin.
Tavşan iyileşti,
gitmeye devam ediyor.

11 Mart 2017 Cumartesi

rüya

Kötü bir rüyadan başka karanlık bir kuyunun dibine uyandım,
oradan koyu renkli başka bir rüyaya,
oradan aydınlık bir geceye,
en sonunda da evime.

Üzerime doğru geliyordu yüksek hızlı bir araba gibi, ama değilmiş.
Sürücüsü çok sevdiğim biriymiş, ama değilmiş.
Beni paramparça etmek istemiş, bastıkça basmış gaza, ama değilmiş.
Sonra son anda durmuş, tenime milimetreler kala, ama değilmiş.
Ben arkama bakmadan yürümeye devam etmişim sonra, ama değilmiş.
Evime uyanmışım sonunda, tam da öyleymiş.

Kaçmam gerekmediği kadar uzaklaştığımda ancak düşünmeye vakit yaratabildim, matematiğini hala anlayabilmiş değilim.
Bu hüzün gereksizdi, 'mantıklı değil'di, kaçmama gerek yoktu, bu işi çözebilirimdi aslında,
ama geri dönebilmek için çok uzaktaydım artık, geri dönmedim.
Yine de pişman olmadım,
hızımı düşürdüm ve yürümeye devam ettim.

Başka bir rüyaya uyandım.

Duruyormuşum, dünya geriye doğru kayıyormuş bu sefer de; ama değilmiş.
İçinden geçiyormuşum yolların; ama değilmiş.
İçimden geçiyormuş ormanlar, gökyüzleri, denizler ve dağların tepeleri; ama değilmiş.
Gitmek için çok iyi bir fikre ihtiyacım varmış, keskin bir dönüş yerine; ama değilmiş.
Tavanıma uyanmışım bu kez; tam da öylemiş.

Gerçek ve rüya arasındaki çizgi inceldikçe, tahayyül edemediğim bir derinlik kazandı.
Uykuyla uyanıklık arasında düştüm hep arasına, sonra sıçrayarak uyandığım gecelerde denkleştim yeryüzüyle yere çakıldığımı gördüğüm rüyalarda.


"Yes, I'm hopeless, but at least I fought it."

Artık buradayım.

bir

6 Ocak 2017 Cuma

kork.m

Biraz bunalmış ve sıkılmış, biraz da yorulmuş hissediyordum.
Yeni kafataslarına yolculuk yapmak için can atarken eski kafaların içinden çıkamamış olma olasılığının bire yakın olmasından korkuyordum.
Eski, zamanında çok iyi gerekçelerle öldürdüğüm, artık geçersiz insanların fikirlerini cebimde taşımaya devam ediyor olmaktan,
kapımı herkese açıp içeriye kimseyi almıyor olmaktan, yeni ve güzel şeylerle sadece bahçelere çıkıyor olmaktan,
evime, odama, cebimdeki eskilerle dönüyor olmaktan, onlarla uyuyor ve uyanıyor olmaktan korkuyordum.

Yola henüz çıkmıştım, yolu henüz koşmaya başlamıştım, iyi bir mesafe katetmiştim,
ama arpa boyu mu yol gitmiştim artık yoksa miller mi aşmıştım emin olamamaktan,
gitmeye devam etmek isteğiyle hareketi asla elden bırakmamaktan,
gitmeye çalışırken artık olmak istemediğim yere kendimi tekrar sürüklüyor olmaktan korkuyordum.
Yeni güç dengelerinin, büyük çarkların, tanımadığım dişlilerin arasında sürekli ezilmekten, bir türlü kurtulamamaktan, ezilmeye devam etmekten korkuyordum.
Nasıl ayakta kalacaktım, ayakta kalacak mıydım, ayakta kalmam gerekiyor muydu bilememekten, kendimi düşmekle kalkmak arasındaki yorucu forma sıkıştırıyor olmaktan korkuyordum.

Günaydın, iyi geceler, iyi günler, teşekkürler demeyi unutmaktan sonra unuttuğum için sürekli kendime kızmaktan, bu kadar basit şeyleri nasıl da meseleleştirdiğimi düşünüp kızmaya devam ederken herkese benzeyip bir hiç kimseye dönüşmekten korkuyordum.
Fedakarlığı, sevmeyi, iyiyi ve güzeli düşünmeyi artık bırakmaktan, gökyüzünün aydınlığına, yeşilin ferahına, mavinin serinliğine değil, yolumu dipsiz yeraltlarına, keskin uçurumlara, karanlığın sonuna çevireceğimden korkuyordum.

Korkmaya daha fazla devam etmeyeceğime, edemeyeceğime, etmemem gerektiğine, düşünmemem gerektiğine karar verdiğimde tanıdığım insanların büyük bir kısmı çoktan uykuya dalmıştı.
Gündüzle yetinemeyenler, geceleri birbirleriyle iyi geçinemezler dedim, uyandığımdan beri büyük bir özenle korumaya çalıştığım sessizliğe elimden geldiğince devam ettim.

Ateş olsam nereyi, ne kadar yakarım, ışık olsam kimi, nasıl aydınlatırım bilemeden geri çekilmeyi ve perdelerimi sıkı sıkı kapatmayı seçtim.
Toparlamaya çalıştıkça ellerimin arasından kaydı, anlatmaya çalıştıkça daha da karıştı, yürüdükçe uzaklaştı, baktıkça seyreldi.
Avucumun içinde yıllardır taşıdığım, benim için çok değerli olduğunu düşündüğüm ve incitmemek için elimden gelen her şeyi yaptım o tarifsiz şeyi artık yere bırakıyorum.
Nerede olduğumu bildiğimi söyleyemeyeceğim, ama nerede olmadığımı ve olmayacağımı bilecek kadar netlediysem kendimi, yarın sabah güzel bir hikayenin içine uyanmak en iyi dileğim olur.

Yazdıklarım söyleyebileceklerimin bir okyanus katı,
içimden geçenler yazabildiklerimin bir everest katı,
kafatasım, içimden geçenlerin kanyon katıdır.
Buraya sahip olduğum bütün katlarla bir resim çizdim.

Her şey için bir bedel ödemem gerektiğini zannederek uyuduğum bütün geceleri, hiçbir bedel ödemeden avucumun içine alabileceklerime uyandığım bir sabahla değişmeye hazır mıyım?
Artık bir daha ne yapmayacağımı biliyorum.

27 Kasım 2016 Pazar

"kim bu eldivenli adam".iki

"Bu kaçıncı kayıt, bilmiyorum." 
-böyle başlayan bir ses kaydı tam üç dakika, dokuz saniye.
ilk saniyesinde, günün uyandığım ilk dakikalarından beri anlımın bir yerlerinde biriken göz yaşlarını bıraktım. Camı açtım, birkaç yıldız parıldıyordu, ikinci kez dinlemeye başladım. 
Annem görse delirdiğimi düşünür belki.
Sen görsen sarılırdın, ve kızardın ağladığım için.

İki elin parmaklarını geçene kadar dinledim.
Tekrar, tekrar.
Bir elin parmaklarını geçene kadar ağladım.
Tekrar, tekrar.

Bu seni yazdığım ikinci yazıysa eğer,
bu şimdiye kadar mutluluktan ağlayarak yazdığım ikinci yazıdır o zaman.

Sadece yanında öylece bekleyerek bile binlerce şey anlatmış gibi,
ama hep anlatacak çok iyi hikayelerimiz vardı.
Farklı yönlere yürüsek bile asla terk etmiyormuşuz gibi,
nerede olursak olalım hep birbirimizi bulduk yine de.
Aptal bir şarkıda en iyi iletişimi kurmak gibi,
en güzel playlistleri birbirimize paslamaya devam ettik her zaman.

Yıl iki bin on bir, mevsimlerden bir bahar, saatlerden güneşli, bunalıyorum, 
seni aradım, oradaydın.
Yıl iki bin on iki, mevsimlerden yaz, saatlerden sabah dört, mutsuzum,
seni aradım, sen açtın.
Yıl iki bin on üç, mevsimlerden kış, saatlerden öğle vakti, işlerin içinden çıkamıyorum,
seni aradım, sen koşa koşa geldim.
Yıl iki bin on dört, mevsimlerden birisi, saatlerden birisi, uzun zamandır göğsüm sıkışıyor,
seni aradım, güzel bir şarkı söyledin.
Yıl iki bin on beş, mevsimleri unuttum, saatleri saymayı bıraktım, en iyi yenilişimi yazıyorum,
seni aradım, sen sıkıca sarıldın.
Yıl iki bin on altı, mevsimlerden şimdi, saatlerden şimdi, ben yeni bir hikaye yazıyorum,
seni aradım, devam etmek için ihtiyacım olanı verdin.

Birbirimizi çok iyi anlamak ve aramızdaki kilometreler arasında hiçbir bağlantı olmaması ile
nereye gidersem gideyim, kime gidersem gideyim, bütün yolların buraya çıkması arasında çok sıkı bir bağlantı var. 
Bunu sadece sen biliyorsun.

Soruyu sormadan senden cevapları nasıl aldım? Gel demeden seni tam istediğim yerde nasıl buldum? Yürümeye gerek kalmadan sana nasıl ulaştım? Bunların hepsini nasıl hak ettim? 

"I never take you for granted, never!"

"Sonra elindeki tek karta baktı, iç geçirdi.
Yenildiğini sandılar. Sıkı bir kahkaha attı.
Kartı masanın ortasına elindeki en narin şeyi bırakıyormuş gibi sakince bıraktı.
En iyi jokeriydi, eldivenli adam.
Sonra bir daha hiç yenilmedi."

"Tanıyor gibiyim."
Evet, tanıyor gibiyim.

Kalbine her zaman çok iyi bakacağım.
Kalbime, 
her zaman çok iyi bakacağım.

24 Ekim 2016 Pazartesi

On one rhyme

As many word as flowers in this one world
As much light as eyes in this dark world

As many voices as bells in this mute world
As much faith as fear in this faithless world

As many poems as truths in this uncertain world
As many glory as suffering in this temporal world

As many nooses as defeats in this temporal world
As much happines as death in this miserable world

Rafal Mikolaj Wojaczek

23 Ekim 2016 Pazar

Givin' up

Kaybetmeye daha ne kadar devam edebilirim bilmediğim bir savaş alanındayım.
Bir fotoğrafa daha ne kadar uzun süre bakabilirim, günde kaç defa bakabilirim, bilmediğim bir odadayım.
Bir gün içine aynı şarkı kaç defa sığar, bilmediğim bir çalma listesindeyim.
Aynı kelimeyi kaç kere tekrar edebilirim, bilmediğim bir kafatasındayım.

It's hard to do

Mutlu ya da mutsuz değilim.
Hiç kendimi bu kadar sahiplendiğim ve her şeyi bırakıp biraz yürümeye çıkmak istediğim bir zaman olmamıştı.
Boşlukta süzülmelere devam değil, aralarda sıkışıp çıtırtıları dinlemeye henüz başlamaya evet.

When you still depend upon

Yine de kafanı kaldırdığımda gördüğüm şey gök yüzü.
Ayakkabılarımı çıkarıp çimenlerin üzerinde yürürüm bazen,
güneş gözümü alır,
tanımadığım bir kokuyu içime çekerim ve hissettiğim şeyle kodlarım,
sonra içimden geçiririm ki,
"Lütfen böylece dursun."

I've tried

Artık daha fazla devam edemeyeceğimi düşünmeye başlamam için yürüyemeyecek kadar yorulmuş olmam gerekir,
daha fazla yapamayacağıma inanmam için bir yerlerimin kanaması gerekir.

But it just ain't no use

Hala gücümün yerinde olduğunu test edebilmem için bütün çıkmazlara girmiş olmam gerekir.
Beni düzlüğe çıkaracağını düşünerek tırmandığım en dik yokuşun sonu bir bataklıksa,
ancak o zaman geri geri yürümekten bahsederim.

My light of hope burning dim

Gün ışığının son damlasına kadar denemezsem, bırakamam.
Denediysem, bırakmak zor gelir.
İşin içinden çıkamam ve karşıma nizamiye kapısını aldığım yolu yürüyesim gelir.

This is 

Şimdi dik yokuşu bitirdim
ve
karşımda yürürsem daha da gömüleceğim bir çamur tarlası.

how it 

Geri geri yürümekten hala bahsetmiyorum yine de.
Çünkü gün ışığının son damlası toprağa düşmedi henüz.

ends.

Sevdiğim bütün şarkıların bana sarılmasını istiyorum.
Bütün sıkıntılara ve çaresizliklere yabancılaşmak sonra,
artık yürümek zorunda kalmamak,
gerçekten iyi bir hikaye yazmak ardından
ve 
inanmak ki
elimden gelenin en iyisini değil
en iyi elimden geleni yaptım.
En güzeli oldu.

28 Haziran 2016 Salı

dostum.yedi/SON

Birkaç yılda sakin sakin gittiğim yolu,
birkaç ayda koşar adım geri döndm.
Neredeyim, görüyor musun?

Dostum.

Bu tanımsız, kemiklerimi kırıp, ışığımı kapatıp,
"Al bunlar ayak izlerim, incelersin" gidişini nereye oturtacağımı buldum,
sonrasında ellerimi koyacak yeri bulduğum gibi.

Sakince kucakladım iyi ve kötü sahip olduklarımı,
dinlene dinlene çıktım yukarı,
günün doğmasını bekledim,
rüzgarın esmesini hemen ardından,
ve bıraktım.
Hepsinin güzel, minik kanatlı kuşlara dönüşüp gözden kaybolmasını
yüzüme turuncu bir akşam güneşi vururken izledim.
Anlıyor musun?

Dostum.
Buradan sesini duyamıyorum.
İstersen peşimden gelirsin, ben artık başka bir yolu yürüyorum.
-22616-